Translate

12 Haziran 2017 Pazartesi

Gargar(a) ve Kaşkalar





GARGAR(A) 
- İda (Kaz) Dağı'nın doruklarından (Koca Kaya)
- Truva yakınlarında bir kent
- Kaşkalar

Eskiden İda denilen Kaz Dağları'nın bir tepesi Gargar diye anılır, ayrıca Homer, Zeus'un yurdu sayılan Truva ülkesindeki GARGARA adında bir ilden söz etmektedir.





" Truva kenti yakınlarında GARGAR adında bir kentin olduğuyla ilgili bilgi vardır. GARGAR adı ve onun KARKAR söyleyiş biçimi Türk uluslarının özel adlarında çok sık görülmektedir. Bu sözcük, dağ ve ırmak adı olarak Azerbaycan ve Kazakistan'da, eski Kimak Türklerinin KARKARHAN ili gibi il adı olarak Orta Asya'da görülür. Ayrıca, boy adı olarak Türkmenistan'daki Ersarı ve Kafkasya'daki Alban Türklerinin GARGAR boylarında, kişi adı olarak Kırgız Türklerinin Manas kahramanlık öyküsündeki KARKAR adlı öyküsel kişilikte görülmektedir.


10.yy - 16.yüzyıllar arası dönemde yaşayan tarihçiler GARGAR boyunun Kırgız KAŞKA* Türkleriyle aynı kökenli olduğunu ve Kırgız töresiyle yaşadığını, Manas ilinin KARKAR adında bir hanı olduğunu ve GARGARların Türk kökenli olduklarını gösteren öteki bilgileri de vermektedirler.


Strabon'un Anadolu'nun doğusuna yerleştirdiği GARGAR boyunun da aynı ulustan, başka bir deyimle Avrupa Türklerinden olduğu hiç bir kuşku doğurmamaktadır. Strabon, GARGARlar ile Türkiye'nin Orta Karadeniz Bölgesindeki Samsum ilinde bulunan, eskiden THEMİSKİR (Temiskira) ve bugün TERME denilen ova arasında bağ kurmaktadır. Onun yazdığına göre, GARGARlar Meotida Gölü (Azak Denizi) kıyılarına THEMİSKİR ovasından gelmişler ve orada Traklarla birlik olarak Amazonlara karşı savaşmışlardır.


Virgil ise THEMİSKİR ovasının Amazonların yurdu olduğunu yazmıştır. Günümüzde olduğu gibi Pontus döneminde de THEMİSKİR (TERME) ovası verimliydi. Eski kaynaklarda "verimli toprak", İtalyancada "yağlı toprak" anlamlarına gelen TERRAMAR sözcüğüyle kıyaslanınca, THEMİSKİR yer adının eski Türkçe olduğu açıkça görülmektedir.


"Besili, yağlı" anlamlarına gelen eski Türkçede ve Uygur Türkçesinde semiz, "ova, çöl, tarla" anlamlarına gelen Türkçede KIRA ve güncel Türkçede KIR sözcükleri vardır. Semiz ve KIRA sözcükleri birlikte "verimli ova, tarla" anlamına gelen TEMİSKİRA yer adını oluşturmaktadır.


Görüldüğü gibi, eski tarihçilerin anadolu'da gösterdiği, ancak bugünün Batılı dil bilimcilerince kökeni belirlenemeyen ovanın adı THEMİSKİR, Türk dillerinde "yağlı toprak", başka bir deyimle "verimli toprak" anlamını taşımaktadır. Bu çözümleme, eskiden orada yaşayan boyların TÜRK KÖKENLİ olduğunu göstermektedir. Bu boylardan biri de eskiden THEMİSKİR (TEMİSKİRA) günümüzde TERME diye anılan ovada yaşamış GARGAR toplumudur. (...)


İtalya’nın eski özel adlarındaki Türkçe kökenli ögelerin özellikle ilgi çekici olanları Kimmer (Cimmerium) ve GARGARYA yer adlarıdır. Eskiden İtalya’nın güneyinde GARGARYA adında bir kentin varlığı ancak, Truva ülkesindeki “GARGAR” kenti adını Truvalıların İtalya’ya getirmesiyle açıklanabilir. Eski Truva kenti yakınlarında GARGAR adlı bir kentin bulunması ve Anadolu’da GARGAR adlı bir ulusun yaşamış olmasıyla ilgili Strabon’nun verdiği bilgiler bu göçü kanıtlamaktadır. (...)



Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı
Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler
Kömen Yayınları,2015
"The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin"








 KAŞKALAR 


"Hitit Devleti’nin son dönemlerinde doğu sınırları yakınlarındaki bir Kaška kenti olan Pahhuwa’da, Mita isimli bir isyancının ortaya çıktığı görülmektedir. Bu kişi, Anadolu’yu istila etmeye çalışan Asurluların kaynaklarında Muškili Mita olarak geçmektedir. Muški isminde geçen šk etimolojik bağlantısı akla Kaška’yı getirmektedir. Bu neticede Kaškaların Hitit Devleti’nin son bulmasıyla birlikte Muški yerleşim alanları olan Orta Anadolu’ya kadar yayıldıkları düşünülebilir. Ayrıca Mita ismi Hitit Devleti’nin çökmesinin ardından birkaç yüzyıl sonra bölgede merkezi bir devlet kurmayı başarmış Friglerin mitolojik kralı Midas’ı da akla getirmektedir...." [Serkan Demirel, Öğretim Görevlisi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Akademik Bakış, Cilt 6 Sayı 12, Yaz 2013]


* Burada bahsedilen "Muşkili Mita" nın "Friglerin Midası" olabileceği; Gordion'daki (G/Kördüğüm) kurgan buluntularıyla da destekleyebiliriz. Pazırık kurganıyla benzerlik gösteren Gordion'da NON-PHRYGIAN (Frig olmayan) dedikleri KİMMERİAN buluntuları vardır (atlı gömü, yazıt gibi). Bu bize aynı zamanda, KİMMER ve SAKA (İSKİT) lara ait buluntuların aynı uslübe sahip olduğunu da gösterir. Friglerin Anatanrıçası Kibele heykeli olarak tanımlanan heykelde 'tanrıça' bir elinde kuş tutarken diğer elinde kupa vardır, tıpkı Türk Taşbabaları gibi... Sonuçta, ikisi de Proto-TÜRK'tür. Türklerin ataları, Anadolu'yu istila eden diğer (yerli olan Hattiler/Khattiler yerine istilacı Hititleri öne çıkarmaları gibi!..) halklarla içiçe yaşamıştır. Bize bugün bile yabancı olmayan, ama "Greklere" ve "Romalılara" yabancı olan, yani onlara ait olmayan kültür ve geleneği sadece TÜRKLER devam ettirmiştir. Tıpkı Etrüsklerden Romalılara-Greklere geçen Vesta/Hestia kültünün, Türklerdeki Alevi-Bektaşi-Ocak-Od-Ana geleneğinde devam etmesi gibi... - SB 






"Hitit yazıtlarında geçen KAŞKAlar, Samsun civarında yaşamış İSKİT (SAKA TÜRKLERİ) boylarından olan XALUBlardır . (diğer adları HALUB, GARGAR, TİBAREN, ALAZAN). Ve EXCALİBUR kelimesi buradan türetilmiştir." [Elşad Alili-Bakü] 


* EXCALİBUR -XALUB = "Arthur ve Excalibur Efsanesi" TÜRK izi taşır, "Hint-Avrupa" değil.... - SB





"Vardılar hayvanların anası, kaynağı bol İda'ya
Gargaron'daydı Zeus'un tapınağı, kokulu sunağı"
Homeros, İlyada 8:45 





info from wiki : "Gargara (Ancient Greek: Γάργαρα) was an ancient Greek city on the southern coast of the Troad region of Anatolia." is BULLSHIT! GARGAR was a Turkish city; lives still as Turkish Tribes, not the other way around!..- SB








***



Tarih Yazmak, Batı Tarih Yazıcılığı, 
Eski Anadolu Tarihi ve Arkeolojisi ve Türkiye'de Durum


Cornelius Tacitus, Augustus'un Antonius'u bozguna uğrattığı Actium savaşından sonra barışın tesisi için ile de iktidarın tek bir kişinin elinde toplanması gereği anlaşıldığında, büyük devlet adamlarının kamu işlerine olan ilgisizliklerine ve insanların yaltakçıları veya efendilerine duydukları nefret yüzünden gerçek tarih yazıcılığının büyük yaralar aldığından ve bir taraftan düşmanlık, diğer taraftan ise körü körüne kulluk duygusundan ötürü insanların tarihi olayları artık geleceğe aktarma gereğini duymadıklarından yakınır.


Unutmayalım ki, tarih sadece geçmiş olaylar demek değildir. Tarih aynı zamanda içinde yaşadığımız andır. Tarih geleceği sezinlememize de yardımcı olur. Tacitus'un belirttiği idarenin tek bir diktatörün elinde kalmış olmasının yerini bugün başka şeyler almıştır ki, o da en başta Türkiye'nin aktüaliteler ve fantazi haberlerle gününü gün etmesi ve içinde yaşadığı anı tam olarak algılayamamasıdır. Bugünü anlayamayan insan ise bir, kör yaşıyor demektir, ikincisi ise geleceğine yön vermeyecektir.


Konuşma konusu olarak tarih yazıcılığını ve felsefesini seçmemin nedeni, bir çok edebiyat bilimi gibi bütünüyle Batı'da doğmuş, gelişmiş ve "üniversel" hale gelmiş tarih yazıcılığı ve arkeolojinin Türkiye dahi, Avrupa dışında kalan ülkelerde ne derece uyarlanabileceğini açıklamak güya "gerçeği araştırmak" (historia) diye algılanan bu bilim dalının neye ve kime hizmet ettiğini ana hatlarıyla göstermektir. 


Peşinen belirteyim, Batı tarih felsefesinin temelinde Türkiye'ya tamamen yabancı olan Judeo-Hıristiyan teolojisi yatar! Ve en önemlisi, Batı tarih yazıcılığı "Gerçeği gün ışığına çıkarabilmek için yanılmayı göze almak gerekir" ilkesinden hareket eder. (G.Thompson, eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler. Tarih Öncesi Ege" çev.C.Üster,2007). Mutlak gerçeğe asla ulaşılamayacağı bilindiğine göre, o zaman demek ki insanlar yanlışları peşinen kabul etmişlerdir ve bu da fiksistlikten başka bir şey değildir!


İlk bakışta Batı'nın attığı bir iftira gibi gelse bile, itiraf etmeliyiz ki eski ve modern Doğu'da klasik anlamda tarih hafızası ve yazıcılığı yoktur. Orada tarih efsanelere bürünmüş "veka-i nüvus"tan başka bir şey değildir. Sözüm ona "eskiden tarih zamanında" cereyan etmiş olaylar, yer ve zaman göstermeden anlatılır.


Prof.Dr.Ahmet Ünal
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Haizran 2010 "Eski Anadolu Tarihi ve Arkeolojisi ve Türkiye'deki Durum" konferans konuşması