Translate

27 Mayıs 2016 Cuma

Bora Rüzgarı, Hyperborea, Avar, Demirci ve Tarkan





türgėş kagan süsi bulçuda otça borça kelti.
Türgiş kağanın ordusu ateş (ve) bora gibi geldi.
(Köl Tigin K-37)





Bora, İtalya'nın kuzeyinde esen ve ardından yağmur getiren şiddetli bir rüzgardır. Türkçede erkek adı olarak ta kullandığımız Bora kuvvetli anlamına da gelir.  Bora'yı renkle de ilişkilendirenler vardır. Hatta ateş kırmızısını kurt'un sıfatı olarak açıklayanlar da. Peki Demir ile Bora'nın ilişkisi nedir? Demir ateşle dövülür, mitolojideki tanrısı Pelasglı Hephaistos'tur.  İyi de, bu "masalda" bizim Tepegöz dediğimiz Tek Gözlü Kykloplar da yer alır, o zaman Arimaspiler Kyklop mu oluyor? Kazımov hocamızın Dede Korkut ile Homer kitabını bence okuyalım, çünkü bu destanların sahibi Oğuz Türkleri'dir. Bu arada Kykloplar duvarcı ustaları olarak ta ün yapmıştır. Boşuna değildir Süleyman'ın inşaat ustalarını Turanlılardan seçmesi. Sicilya'daki Kyklop ise Gri Kurt'tan korkar, sevgilisi ise Galatlıdır, yani Kelt. (bunu biraz aşağıda açıklayacağım.) Sardinya'da , Korsika'da ve de Etrüsklerde Taşbabalar vardır ve Taşbabalar Türk kültürüdür....




Tyrr'henian Denizi - Tur Denizi üçgeninde Sardinya - Sicilya- Korsika ve Etrüskler



Mısırlıların Deniz İnsanları dedikleri kavim Turshalar olarak bilinir. Turshalar Etrüsklerden başkası değildir ve en önemlisi de Etrüskler Demirci Millet olarak tanınır. Sülale adı Tarkan tarih sayfalarına işlenmiştir. (Mısır'da bile Tarkan var...) Peki Tarkan ne demektir? İşte onu sona sakladım....


Heredot ve Strabon’a göre Avrasya'nın kuzeyinde yaşayan Hyperboreanlar aynı zamanda tek gözlü Arimaspiler, Gelonlar ve Budinler ile de akrabadır. Çünkü hepsi birer İskit boyu olarak geçer.

Hyperborealar Abaris ve Leto ile de ilgilidir. Göktürk yazıtlarında Apar olarak geçen Avar Türkleri'nden olan Abaris  Hyperboreanlı'dır ve İskit giyimli Abaris kaynaklarda Apollo'nun bir rahibi olarak geçer.  Peki Apollo kimdir? Lakabı Kurt olan "Lycus Apollo"'nun annesi Leto, Hyperboreanlı bir Dişi Kurt tarafından korumaya alınmış ve Kurtların ülkesi olan ve bugün için Lykia olarak anılan Lukiya/Lykos'a getirilmiş ve burada ikizlerini güvenli bir şekilde doğurmuştur.  Belki de Leto bir Dişi Kurt’tur.  Truva savaşından sonra İtalya'ya göç eden Etrüskler'deki Dişi Kurt , Leto ve İkizleri ile Göktürk Aşina/Asena boyu aslında tek kaynaktan çıkmadır. Peki Miletos'un dişi kurt tarafından beslenmesini biliyor musunuz?....

Diğer bir yandan da Asgaard'tan gelen Odin'in babasının adı Bur, dedesinin adı da Buri, yani bizdeki Börü olan Kurt'tur. Bu arada Heredot'ta geçen ve İskit Türklerinin atası olan Targitaos'un annesi Borysthenes ırmağının  kızıdır. Peki, Bory+sthenes kelimesini Türkçede Borifen olarak yazıyorsak,  Bory-Bori-Börü  ya da Bora olarak görebilir miyiz?  Dyneper Irmağına  Hellenler Borysthenes der, ki araştırmalara göre Türklerden kalma olduğu görülür. 









İbahim Kafesoğlu'nun Türk Milli Kültürü kitabında "hal ve tavır veya hava hadisesini bildiren Eski Türk boylarından" 
biridir Boran....
Boras: İsveç’in güneybatısında bir şehir.
Borazcan: (Borazjan), İran’ın güneyinde Buşehr eyaletinin Dashtestan da başşehir.
Dashtestan = Daştestan=Taşdestan; Destan farsça olabilir, ki o da tartışılır, ama Daş Türkçedir.
Hırvatça Bura, İtalyanca Bora, Lehçe Bora, Alaska’da Burga, Macarca'da Bora
Orta Asya’da Kazakistan, Sibirya ve Sincan’da Buran , 
Eski Grekçe de ise Kuzey Rüzgarı Boreas olarak geçen Bora ne demektir, hangi dilden nerede doğmuştur? 



İşte bazı makaleler;




Bora rüzgarı ve özellikleri:

Bora, Adriya denizi, Dalmaçya ve İstirya kıyılarına esen şiddetli, kuru ve soğuk bir rüzgardır. Orta ve Doğu Avrupa üzerinde bir yüksek basınç, Tiren denizi üzerinde bir alçak basınç teşekkül ettiğinde yahut Orta İtalya’dan Adriyatik’e geçen bir alçak basınç görüldüğünde meydana gelir. Bu şartlar kendini daha çok kışın ve ilkbaharda gösterir. Kıyıya paralel bu dağlar ve yaylalardan gelen bu rüzgar, denize doğru ve vadilere göre estiğinden kanalize olur ve büyük şiddet kazanır. Bora estiği zaman bihassa İstirya kıyılarında şiddetli soğuk havalar hüküm sürer. Çünkü karla kaplı karst yaylarını geçmesi, bu rüzgarın geldiği yerde sıcaklığın hızla düşmesinde neden olur. Bora’nın tesiri altında kalan kıyı bölgeleri ile bu rüzgarın tesiri görülmediği iç kesimler arasında 15 santigrat kadar bir sıcaklık farkının oluşması bu yüzdendir.

Prof.Dr.Yusuf Dönmez
Umumi Klimatoloji ve İklim Çalışmaları






Bora : “Kısa yağmur ve kar fırtınası” sözünün Yunanca Boreás ile birleştirilmesinin güç olduğu belirtilir ve sözcük Moğolca boruğan ile karşılaştırılır. Moğolca ile ilgili olan sözcük, Türkçede boran (<< borān) şeklinde kullanılmakta olup Orta Moğolca boro’an, Klasik Moğolca boruġan ile ilişkili olmalıdır. Ancak 17.yy.da boran şeklinde görülen bir sözün günümüz Türkçesinde bora oluşunu açıklamak, sondaki n’nin kayboluşunu izah etmek mümkün görünmüyor. 17. yy. Türkçesindeki söz sonu -n bugün kaybolamaz. Bugünkü Türkçedeki Bora’nın kökeni ise gerçekten “kafa karıştırıcı” bir durum arz ediyor. Mevcut Türkçe sözlükler her iki sözcüğün de anlamını birbirine yakın gösteriyor:

* bora çokluk peşinden yağmur getiren sert ve geçici yel (1TürS 84 a-b).
* bora Genellikle arkasından yağmur getiren sert rüzgar (10TürS 84 a-b).
* bora (Fars. būre) (İtal. bora < Yun.) Birdenbire çıkan çok şiddetli, sert, genellikle arkasından yağmur getiren geçici rüzgar. (MisBTS 161 a)

Prof.Dr.Mehmet Ölmez





Prof.Dr.Ufuk Tavkul'un açıklaması: ’boren: bora, kasırga Adigece “boren” kelimesinin kökeni Karaçay-Malkarca “boran” kelimesidir.’’ -Kırım Dergisi,2(8),1994


Ufuk Tavkul hocaya circassiancenter cevap yazmış: "Beklide tersidir. Ne dersiniz. Adige edebiyatında mitolojik kahramanlardan birisinin adının da  “Bore(j)” olmasının bir anlamı da olsa gerektir."



Buna, Adiloğlu-Nart ile aşağıda bir açıklama getirebiliriz belki....



"Bora İtalyanca borea sözcüğünden değil, Moğ. boruğa(n) ‘yağmur’ sözcüğünden alıntıdır (MTS, 194)."
Prof.Dr.Tuncer Gülensoy, -Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük”ünü Yeniden Gözden Geçirmek,2014





SB:
Bu  ‘circassiancenter’ genelde Türkler aleyhinde paylaşım yapar. Doğal olarak her şey Çerkeslerle ilgilidir. Gerçi şaşırtmıyor, hiç kimse, hiçbir coğrafyada Türklerin varlığını kabul etmek istemiyor!.. Gülensoy hocamıza göre de Moğol kökenli. Bora milattan önceki dönemde de Avrupa'da kullanılıyordu, o zaman ortaya şu çıkıyor: "Moğollar milattan önce Avrupa’da mıydı ki kelime Moğolca kökenli olsun"! Ki Moğollar ile Türkler arasındaki ilişki öğretilenden daha yoğun aslında. Yani Türkçeden Moğolcaya geçmiş olması mümkün....  





Kimmer ve İskit Göç yolları ile Kimmer arkeolojik buluntu yerleri
Haritada eksik olan Gordion'daki Kimmer buluntularıdır.




Bir başka makaleye bakalım:




[1-] Eski Bulgarcada "bura", Ruscada "burya" = "bura" = "rüzgâr, kasırga, fırtına"; "burun" = "şiddetli esen rüzgâr; dalgaların çarptığı yer; dalgakıran, bir yaşındaki boğa". Ukranya ve Bulgar dilinde "bura"; Sırp- Korvat dilinde "bûre", Slovin dilinde "barya"; Çekçede "hourza", Lehçede "bıerza" = "kasırga, fırtına".

Bu kelimenin menşeini Miklosich, Litva dilindeki "büris" = "şiddetli yağmur" kelimesinde görülmüştür. Profesör Erich Berneker ise muhtetif eserlerden topladığı malûmatı naklederek latviya dilindeki "Baurut"  (= öküzün toprağı eşerek böğürmesi") kelimesiyle "bura" kelimesini karşılaştırıyor ve eski Hintçedeki "bhurati" =  "kımıldıyor, hareket ediyor, titriyor", Awistadaki "baraiti" = "şiddetli esiyor", kelimelerini zikrediyor. Yunanca "Voreas" kelimesinden geldiğini söyleyenleri reddediyor.

[2-] "buru" — Rusça- "kestane rengi", "kırmızımsı renk". Miklosich bu kelimenin menşeini Türkçe "bur" göstermiştir. Korş Moğolca "bürüy" = "koyu renkli" kelimesinden gelmiş diyor. Berneker ise Lâtince "burrus" (burus) = parlak al" kelimesinden gelmiş olacağını ileri sürüyor. Miklosich in "Türkçe" dediğini bile parantez içinde (Farsça) diye yazıyor. Lombardiya lehçesindeki "burel" (=koyu kırmızı) kelimesini de Lâtince "burrus"'a bağlıyor. Waldiye göre latince "Burrus" kelimesi Grekçe "pirros" = "ateş kırmızı" kelimesinden gelmiştir.

[Bu iki] misaldeki «buru-burya» ve «bur» kelimelerinin etimolojileri klasik ekolün Türk diline karşı [yabancıların] taassubunu ve kayıtsızlığını göstermesi itibariyle mühimdir. «Bura = burya» kelimelerinin etimolojisinde gerek Miklosich ve gerek Berneker Türkçedeki "buran, bora, boragan" ve buna benzer kelimeleri hiç te hatırlarına getirmiyorlar. Halbuki Slav dillerindeki bu kelimenin kaynağı Türkçenin muhtelif lehçelerinde yaşıyan şu kelimelerdir:

- Bora  = (Radloff,IV,1662,Osmanlı) şimal ruzgârı, kuvvetli rüzgâr. Radloff'un bu kelimeyi "Yunanca" *voreas*dan kaydı yanlıştır.
- Boragan = (ibid.,IV, 1662 Çağatayca) kar fırtınası.
- Borak = (ibid.,IV,1692 Osmanlı) = Bora
- Boran = (ibid.,IV, 1662 çağ.Kırgız.) kasırga, kar fırtınası.
- Bora— = (ibid.,IV, 1662,Kırgızca) şiddetli esmek (tüzgâr hakkında); hiddetlenmek.
- Boragan = (ibid.,IV.1818, Çağatayca) = boragan
- Buran = (ibid..IV,1818. Kazan) = boran
- Burga = (Pekarski,Yakut Sözlüğü,566) kar fırtınası, kasırga, bora
- Burgay- = (ibid.,566) kuvvetli esmek (rüzgâr hakkında) dalgalanmak (su hakkında)
- Burhan = (ibid.,572) = burga, bora.
- bur — = (ibid.,564) hiddetlenmek (kırgızça = bora— kelimesiyle karşılaştırınız)
- Buru = (ibid.567) dalgalanarak çarpma, dalga çarpan yer.
- Poran, Poraan = (Radloff,IV,1269, Baraba, Sagay, Koybal) = buran, bora.
- Burgan = (Pekarski, 571, buryatça) = bora
- Bura = (Orhon yazıtlarında) kasırga, fırtına [= «Türgeş kağan süsi otça buraça kelti»]

Orhon yazıtlarındaki bu kelimeyi Thomsen "fırtına, kasırga" diye doğru tercüme etmiştir. Melioranski de bunu, tereddüt etmekle beraber, kabul ediyor [Kültekin âbidesi,73,124.]; Radloff ise bu cümledeki "bura" nın "fırtına" olmıyacağını, "bora" kelimesinin Türkçeye grekçeden yeni zamanlarda geçmiş olduğunu söylüyor ve cümleyi "otaca, buraca" okuyarak "her taraftan = (?) Von ailen Seiten" diye tercüme ediyor.

Şüphesizdir ki Radloff’un bu yanlışı, lügatinde “bora„ kelimesinin izahında (IV. cilt, S.1662) yaptığı yanlış mütalâaya müstenittir.

Görülüyor ki "bora = bura, bura, burağan, buran" kelimesinin kökü Türklerde çok eskidir ve bütün Türk zümrelerinde yaygındır. Slavlara bu kelime "burga" şeklinden geçtiği anlaşılıyor.

Bora ve onun muhtelif lehçe ve dillerdeki şekillerini Güneş-Dil Teorisi bakımından analiz edersek şu formülleri görürüz: Türkçedeki:

......................(1).....(2).....(3).....(4)
Bora:............(oğ + ob + or + . +ağ)
Boragan:......(ağ + ob + or + ag+ağ)
Borak:..........(oğ + ob + or + . +ağ)
Borans:........(oğ + ob + or + . +ağ)  [Bazı "an" elemanının "ag"dan değişmiş olduğunu Güneş-Dil Teorisi isbat etmiştir. (Bak.Prof.İ.N.Dilmen: Türk Dil Bilgilisi dergileri, sah. 32, 39, 62) . "bora" kelimesinin "burak" talaffuzu da bunu gösteriyor.]

Burga:........(ağ + uk + ur + ug+ağ)
Buran:........(ug + ub + ur + . +ağ)

îslavçadaki:
Bura:.........(uğ ub + ur + . + ağ)
Burya:........(uğ + ub + ur+ ay+ ağ)

(1) Oğ (uğ): Ana köktür. Kuvvet ve kudret ifade eder.
(2) Ob (ub): Ana kök manasını kendisinde tecelli ve temessül ettiren prensipal elemandır.
(3) Or (.+r): Kök mefhumunu tesebbüt, temerküz ve istikrarını ifade eder.
(4) ağ (+ğ.k) manayı tamamlıyan ektia.

Demek ki BORA üzerinde kuvvet ve kudret temerküz eden bir objenin adıdır. Görülüyor ki dünya dillerine bu bor veya bur kökü türkçeden geçmiştir.

Bir renk ifade eden "burıy" (kök "bur") kelimesi Rus dilinde at renklerini ifade eden "çalıy", "alıy", "karıy", "bulanıy", "serıy", "karakulıy", kelimeleri gibi türkçedir. «Bur» kökünü Sanskrit, Yunan ve Lâtin dillerinde aramak kadar gülünç bir şey olamaz. Bu kelimenin Türk lehçelerindeki şekil ve anlamlarını gösterelim :

- Boru: (Radloff,IV,1663 Karayca) bir türlü at rengi (galiba boz).
- Bor —: (İbid. 1665 Kırgız.) ağartmak, badana vurmak.
- Borta: (İb. Çağatayca) ren geyiği ve yük atı.
- Borcin: (Ib. Çagat.) dişi ren geyiği [Birçok at renkleri ehlî ve yabanî hayvanların adlarını hatırlatıyor: Bur börü (kurd), bura (ren geyiği), bulan (ren geyiğinin bir cinsi) kula (kulan = yabanî at), toruğ (= at  D. L. T. 312).]

- Bur: (îb. Kazan.) tebeşir.
- Bor: (Kırgızca) = bur.
- Buray: (Pekarski Yakut söz., 565) boz at,
- Bûra: (Radloff,IV, 1817 Kırgız) = buğra
- Burul: (İbid.IV, 1824 Kırgız. Pekar.569) koyu boz renkli at.
- Bora: (İb.IV. 1264 Şor, Küerik, Sagay, ve Koybal lehçelerinde) boz, gri renk.



Türklerin şarap ve üzüm manasına kullandıkları "bor" kelimesi farsçaya "bur" (= koyu kırmızı), lâtinceye "burrus" (= ateş kırmızı) yunancaya "pirros" (= ateş kırmızı), lombardcaya "burel" (= koyu kırmızı) şekillerinde geçmiştir. "Burel" kelimesi Kırgız ve Altaylılarin "burul" ve "purul" kelimesinden başka bir şey değildir. Bu dillerde "bur" kökü türkçedeki kadar dal budak salmış değildir. Türkçedeki şu kelimelerde "bur" köküne irca olunur.


- Mor: (Anadolu Türkçesinde) braun und blau.
- Mora-:(Rad.IV, 2124 Mad. lehçesinde) kararmak, karanlık olmak.
- Bürge: (Div.Lûg.Türk 1358) pire; rengine göre verilmiş ad olacak; bazı lehçelerde "burca".
- Bus (D.L.T.III, 89) sis ( gök hakkında "kök bus boldı. Göz hakkında: er közi bus boldı — erin gözi karardı

Bunlara benzer pek çok kelimeler vardır. Renk ifade eden bu kök yalnız garplılara değil, Mançulara da Türklerden geçmiştir. Bu kökten Mançu dilinde şu kelimeler vardır:

- Murha: (Zaharov, Mançu lügati, 914) karanlık, bulanık.
- Buru: ( İbid. 539) karanlık, bulanık.
- Burulu: (İbid. 540) beyaza çeken al


Renk ifade eden bu kelimenin muhtelif dil ve lehçelerde muhtelif renkler ifade etmesi garip görülmemelidir. Bunlar çok eski devrin hatıralarıdır. Türkçedeki "ak, ağ" şüphesizdir ki ilk devirlerde güneşin bütün renklerini ifadeye yaramışken, sonra bildiğimiz beyaz renge tahsis edilmiştir, "al" kelimesi de böyledir. Sonra ateş rengini ifade etmiş ve nihayet bugünkü manasını almıştır. Yakutça ateşin bir sıfatı olarak kullanılan bu kelime, altaycada kurdun sıfatı olarak kullanılır.

Yukarıda zikrettiğimiz türkçe kelimeler, İslav ve sair dillerdeki "por-bor" veyahut kelimesiyle ifade edilen renk isimlerinin kaynağı Türk dili olduğunu göstermeğe kâfidir. Bunları hintçe, latince, ve yunancada aramak beyhude zahmettir. Bu kelimelerin etimolojik analizi şudur;

Slavca:
.................(1)...(2)...(3)...(4)
Buru:......(uğ + ub + ur + uğ)
Buruy:....(ug + ub -1- ur + ıy (= ığ)

Türkçe:
Boru:......(oğ + ob + or + uğ)
Mor:.......(oğ + om + or + .)

Lombardca:
Burel......(uğ + ub ur + ul)

Türkçe:
Burul......(uğ + ub + ur + ul)

Muhtelif dillerde birkaç türlü rengi ifade edip te aşağı yukarı aynı kök ve aynı unsurları ihtiva eden kelimeleri sıralayarak göstermemiz sathî bir bakışta yukarda tenkit ettiğimiz "benzetme etimolojisi"ni andırabilir. Fakat bizim, bu benzeyen kelimeleri sıralamamız, bu “benzetme„ ye alışmış olanlara Güneş-Dil teorisini daha iyi anlatabilmek için bu usulün tatbikine mecbur olduğumuzdan ileri gelmektedir. Bugünkü fonetik bakımından biribirine benzemiyen "sene, yıl, Jahr, annee" ve başka bu gibi birçok kelimelerin de “ağ„ kökünden geldiğini G.-D. teorisi kesin olarak ispat etmektedir. [Prof.İ.N. Dilmen’nin dil yazılarına («Ulus») ve ders notlarına bakınız.]


Okutan ABDÜLKADİR İNAN
Türkoloji II, 1936
NOT:
1- Güneş-Dil Teorisinin ana tezi Türk dilinin yeryüzü dillerine ana kaynak olduğunu isbattır.
2- îskit, Sarmat ve Saka gibi kavimleri hiç bir delile dayanmadan indo - Öropeen sayarlar....





Devam edelim…






Kay kelimesi kanaatimizce, ‘nasır’ anlamında değil; ‘şiddetli rüzgar, kasırga’ anlamındadır. Kelime Türkçenin ağızlarında kay ‘yağmurdan önce esen şiddetli rüzgar; fırtına’, Türkmence’de gay ‘kasırga, fırtına, tipi’ biçimlerinde kullanılmaktadır: ‘Gay -1. gar, yağış gatışıklı güçli yeliŋ ösmegi bilen yüze çıkyan tebigi hadısa, harasat:

Derya bilen baryarkalar, gay turup, gemini daşa urup dövüpdir (Ata Salıh.Saylanan eserler); Qarrı oynasa, gay turar (nakıl); Çopan gayda öser, molla - toyda (nakıl)’.

Türkmence’de gay kelimesinin yardımıyla oluşmuş gaylamak ‘kasırğaya yakalanmak’, ‘Gara başına gay bolmak’, ‘Yeser yerde gay tutmak’ kelime ve ifadeler de geniş şekilde kullanılmaktadır (Türkmen Dilinin Sözlügi, 1962: 131 - 132).

Bu kelimeye Tatarca’nın ağızlarında (kay) ‘kar yağmuru’, Tuva (xat) ve Karagasça’da (kat) ‘rüzgar, yel’ anlamlarında tesadüf ediliyor. Türk dillerinde kat / kad / kaδ / kay biçimlerine bağlı kayı - ‘çok üşümek, donmak’ (Kırg.), xadı - ‘rüzgar esmek’ (Tuva), xata - ‘ (baharda) hava soğumak’ (Yakut.) fiilleri de mevcuttur. Bu kelime Mahmud Kaşgarlı’nın sözlüğünde kaδ ‘insanı öldüren bora, tipi’, kaδ - (Er kaδtı ‘Adam tipiden öldü’ ) olarak ad ve fiil şekilleriyle verilmiştir (Kaşgarlı, III, 1998: 147, 440).

Orta Çağ Türkçe metinlerde kelime kay şeklinde geçmektedir: kay ‘yağmurla beraber dolu’ (‘Kitap el-İdrak’), kay ‘yağmur karışık kar yağmuru’ (‘Abuşka”) vb. Tarama Sözlüğü’nde kay ve kayı şekillerinde ‘yağmur, şiddetli yağımur, bora’ anlamlarında bu kelimeye ait bir sıra örnekler verilmiştir:

Bu gün aşkın odundan ıssı aldık / Bize kayu değil ger kar u kaydur (Veled. XIII - XIV); Kişi aşka vericeğiz yakayı / Yakasını yırtar dutar yakayı / Nedir şadılık ya kayı anlamaz / Yazın ıssı kışta kayı anlamaz (Sğh. XIV); Sabah olsa hava yağmurlu bıkma / Ki tan kayına demişler kayıkma (Güvahi. XVI); Es - sâib [Ar.]: Yağmur mukaddimesi olan şedit rüzgâra denir ki bora ve kay tabir olunur (Kam. XVIII - XIX) vs. (Tarama Sözlüğü, IV, 1995: 2366 - 2367).

Kay kelimesi birçok diğer sözlüklerde, ayrıca, J. Zenker, Pavet de Courteille, V. V. Radlov, L. Budagov’un sözlüklerinde ‘şiddetli yel, yağmurla karışık kar yağmuru’ anlamlarında gösterilmiştir. (ESTY, V, 1997: 193 - 194). Göründüyü gibi, çağdaş Türk dillerinde ve tarihi kaynaklarda kay kelimesinin eski ve temel anlamı ‘güçlü rüzgar, şiddetli yel, kasırga’ dır, diğer anlamlar bu anlamın türevleridir.


Doç.Dr.Vahid Adil Zahidoğlu
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi












Hunlardan beri kullanılageldiği bilinen Tanrı’nın yeryüzündeki onun adına dünyayı yönetmekle olan vekilin ünvanı “kut” Moğolca’da bir biçim olarak “sut” haliyle de bulunur. Sümerce kad “kar fırtınası, bora”~ DLT kad “kar fırtı-nası”~ İng. storm...

Fatih Şengül
Not:
Kimmerlerin kökenleri mevzuu bilim dünyasında çokça tartışılmıştır. Bunca uzun tartışmalara karşın bu halkın etnik köklerine ya da kavim adı etimolojisine dönük, üzerinde fikir birliğine varılmış bir nokta yoktur. Öte yandan, Kimmerlerin kökenlerine dair yazılı kaynaklar tek tek incelendiğinde çarpıcı olan bir husus açık bir şekilde kendini ifşa eder. O da Kimmerlerin ilginç bir şekilde Türk dünyası ile olan akrabalığıdır.

Kanaatimiz o ki; Homeros’un andığı Kimmer’lerin yurdunun “karanlık ve sislerle örtülü” ifadesi Kimmer kavim adıyla semantik manada yakından ilgilidir. Kimmer etnonominin ilk hecesinde geçen “kim”, günümüz Çuvaşça’da k~s geçişiyle sim “karanlık” sözcüğünde hala yaşamaktadır. Özetleyecek olursak Kimmer etnonomi son hecedeki –er ya da –eri iştihakıyla birlikte esasen kimerkimeri < sim (karanlık)+er-eri ~“karanlık halkı” gibi bir anlama gelmekteydi. Karanlık~duman arasındaki ilişki Çuv. sim ile İng. smoke kelimeler arasında doğrudan doğruya bir bağlantıyı da ortaya çıkarıyor. Kimmer örneğinde görüldüğü üzere bazen kavim adları kendi kökenbilimsel açıklamasını bünyelerinde barındırırlar.



Tıpkı Herodot’un “kel başlılar” olarak tanımladığı “Argipeia” sözcüğünün son hecesindeki “peia” biçiminin FinUgor dilerindeki “baş” manalarına gelen Fince pää ile olan mükemmel sesçil bağlantısında yine Herodot’un “bit yiyenler” olarak tanımladığı “Budin” kavim adının ilk hecesinin, son hecedeki –in budun isim yapma eki atıldığında bariz bir şekilde Türkçe “bit” sözcüğüyle ilgili olarak karşımıza çıkmasında olduğu gibi. Budin kelimesinin ilk hecesinin Türkçe bit ile olan bağlantısı, bu kelimenin Latince karşılığı “pudis” biçimiyle de doğrulanmaktadır. Herodot’ daki “bud” şeklinin “bit” sözcüğünün ön-şekli olarak alınabilmesi mümkündür. Hülasa, k>s geçişinin geçmişi Sümerce’ye kadar varmaktadır.




SB:
Burada da,  Türk lehçelerinde kuzeyden esen şiddetli rüzgar Kay-Kayı-Gay olarak geçiyor. Kayı boyu ile alakası var mı? Sezar'ın "Ben Gayius sülalesinden" derken, ya da Makedon parasındaki Kayı Tamgası'ndan Kayı boyu açıklanabilinir mi?.... Peki Gelon ile ilişkisi nasıl?  İskit boyu olan Gelon, diğer bir İskit boyu olan Hyperboreanlılarla da komşudur.  Yukarıda Zahidoğlu'nun makalesindeki "Kay" kelimesi aynı zamanda "Gelon" yani "İlan-Yılan"la da ilişkilidir. Gelonlar Hellen-İskit karışımı bir dil konuşuyormuş, bundan dolayı 'Bora kelimesi burada oluşmuştur' diyebilir miyiz? Ya da zamanla Hyperborean Bore/Bora olarak kısaltılmıştır diyebilir miyiz? Karışık dil konuşmalarından dolayı Yunanca sayılmış ve buradan da Latinceye girmiştir sonucuna varabilir miyiz? Evet olabilir.... Sonuçta, saldırgan tavırları ile ün salmış Hyperboreanlılar kuzeyden esen sert rüzgar Bora gibi akınlar yapmıştır. Ek olarak, Şengül'ün yukarıda belirttiği Budin'ler de bir İskit boyudur ve Gelonlarla komşudur. Peki Latince ne kadar Latince'dir?

Şunu da hatırlayalım; Eski Kimmer kenti olan Campania bölgesine Etrüskler yerleşmiş, daha önce paylaşmıştım [ Kimmer-Etrüsk ]. Onu da okursak Bora kelimesine belki biraz daha yakınlaşmış oluruz...

Sonuçta Kimmerler ve İskitlerin Türklüğü, Türkçe konuştuğu tartışılmaz, aynı zamanda da Etrüskçenin Macarcanın ve Türkçenin akrabalığı. Odin ve halkı dışında Hunların da İskandinavların arasına karışması ile de ortak bir nokta daha bulduk [the oldNorwegian (and also Swedish) ruling class consisted of Huns]

Yani,  Bazı akademisyenlerin  “Türkçe yeryüzündekonuşulan ilk dildir demeleri bir komplo teorisi değildir . Litvanya'dan Galina Shuke'nın da  belirttiği gibi: “…insanlık Türkçe dışında başka bir dil konuşmuyordu”: "at some time the humanity didn't speak any other language but Türkic." Ya da Phil Herman F.Kvergic’in de dediği gibi : “Türkçe yeryüzündeki ilk dildir.”






Hyperboreanlı Apollo (Abaris olarak ta anılır)
Kimmerler Hyperborea haritası






Ve Kimmerler ile Hyperboreanlar....


Ara yazısı olarak Kimmerli Conan hikayelerinin anlatıldığı çizgi romanlardan yola çıkarak bir harita oluşturan bu kişinin yazılarını okuyalım: 

"Now the Lemurians enter history again, as Hyrkanians. Pushing westward, one tribe establishes the kingdom of Turan on the Southwestern shore of the inland Vilayet Sea. Later, other Hyrkanian clans push westward around that sea's northern extremity." -- Robert E. Howard: "The Hyborian Age"

Every Conan book from the "original twelve" to the latter efforts contains some type of map of the Hyborian world that assists the reader. There is no atlas of "Rand McNally" or National Geographic caliber to enlighten the Conan reader. The references cited above provide varying degrees of information, but each has its shortfalls and in some cases contradictions.

The Turanian Empire serves as an example. The map common to the original twelve Conan volumes (published by Ace Books) shows Turan as a hump-shaped strip of land hugging the western shore of the Vilayet Sea. The boundary according to the map was "later extended to (the) Zamorian border," but this map does not change to reflect Turanian expansion. Only three cities, Akif, Aghrapur, and Khawarism, and the military outpost at Fort Ghori appear on the map. The Island of Iron Statues, Xapur, and the Ilbars and Zaporaska Rivers are the only listed physical features. The more recent Conan volumes published by Tor Books contain a map credited to an illustrator known only as Chazaud. This map expands the details of the earlier map by adding the cities of Samara (which has disappeared from the maps provided by websites), Shangara (though I've encountered no written reference to this city), and Sultanapur, as well as adding physical features like the Ilbars Mountains and other unidentified ranges to the north and south. Turan's boundary remains the same on each map.




Çizgi romandan yola çıkmış ama Conan Gerçek. Turan’da yaşayan Kimmerli Conan. Turan dediği yer Kafkaslar. Kimmerler karanlık ve dumanlı Hyperborean’dan geliyorsa karanlık ve bulanık anlamına gelen Buru olarak adlandırılmış olabilir mi? Kimmerler de vahşilikleri ile ün yapmıştı tıpkı Hyperboreanlılar gibi. Peki Kimmerler Hyperboreanın kendisi olabilir mi? Mümkün…. ve bizler Kimmer, İskit, Hun ve Avar diye sıralarken kronolojiyi, karşımıza Avar'ın Hunlardan önceki varlığı söz konusu da olabilir....




"Göktürk yazıtlarında Apar olarak geçen Avarlar." - Doç.Dr.Osman Karatay

"Avar’lar, Avrupa tarihinde Hun’lardan sonra büyük ölçüde etkili olan ikinci Türk kavmidir. Hazar denizinin kuzeyinden Fransa içlerine kadar çok geniş bir sahaya yayılan Avarlar, Bizans kaynaklarında “Abares, Abaroi”, Latin kaynaklarında “Awares”, Slav kaynaklarında “Aban, Obri, Obor” şeklinde zikredilmişlerdir.Grek coğrafyacısı Strabon, M.S.1. yüzyıl eserinde “Abar-Noi’lardan” bahsetmekte, üstelik Grek efsanelerinde karışık olarak “Abaris” adının geçtiği bilinmektedir." - Prof.Dr.Ahmet Taşağıl


"Seuthes'ın oğlu olan Hyperborealı Abaris bir şifacı (şaman!) ve Apollo rahiplerindendir. Eğitimini Kafkas yakınındaki Hyperborea'da aldığı, bir salgın yüzünden ülkesini terkettiği anlatılır. Bir aziz, peygamber, filozof gibi konuşması, şifacılığı, İskitli giyimi ve dürüstlüğü ile Yunanlılar arasında saygınlık kazanır. İskit'in oğlu Seuthes'in oğlu Abaris'in İskit Efsanelerini yazdığı söylenir. Dünyayı efsaneleşmiş oku ile yemeden içmeden dolaşabilir, ok ona Apollo tarafından, ülkesi Hyperboreans'tan Yunaninstan'a giderken verilmiş."

"Hyperborelilerden gelen genç kızlar, Delos'da ölmüşlerdir, bunlara saygı olmak üzere bu adada kızlar ve oğlan saçlarını dibinden keserler. Kızlar evlenmeden önce saçlarını keserler; bir çubuğa dolayıp iki bakirenin mezarı üzerine koyarlar." Heredot, IV. Kitap 


Yani Türklerde yas ifadesi ve kansız kurban  !



Arimaspilerle komşu Hyperborealılar

"Aristey, “Arimaspeya” destanındaki Arimasplar için "Onlar, sıradan insanlar değil, ilâhî güç ve kuvvete sahip halktırlar." der. Destanda bu halk, demirciliği, büyücülüğü, aleve hâkim olmayı bilir. Yurtları cennet gibidir ve insanları tek gözlüdür. Kaynaklarda tekgözlüler hakkındaki mitlerin tarihî esasa dayandığı yazılmıştır. Özellikle Türk kavimleri, başlarına demirden miğfer giymişlerdir. Bunu yanlış yorumlayan Yunanlılara Arimasplar, bir gözlü devler şeklinde tecessüm etmişti." - Doç.Dr.Cabbar Işankulu




Güçlü Kuvvetli, Büyücü, Demircilik.... Alp/Kam/Tarkan.


Araya girelim çünkü aşağıdaki yazı da çok ilginç:

A.W.Buckland Anthropological Instıtute in London March 10,1874 on "The Serpent in connection with Primitive Metallurgy". In this learned monograph the writer maintains that a connection may be observed between the early serpent-worship and a knowledge of metals, and indeed that the Serpent was the sign of Turanian metallurgists in the same way as I have suggested that in egypt and Assyria it was the sign of physicians. She believes that the Serpent must have played some part in the original discovery of the metals and precious stones by man, in recognition of which that animal was first assumed as a totem and thence became an emblem. She states that traditional and ornamentational evidences show that the Turanian races were the first workers in metals, and that they migrated westward, probably from India to Egypt and Chaldaea, and thence to Europe, and even to America, bearing their art and its sign; and that they fled before the Aryans, who had the further art of smelting, and that the Aryan myths of serpent-slaying record the overthrow of the Turanian serpent-worshippers."
Demonology and Devil-lore: The Devil World- Moncure Daniel Conway (ejderha-yılan-süt-ilk ruh-demir)





Gelelim Orhun Yazıtlarındaki Borça'ya:



KT D 37:
türgiş kagan süsi Bolçuda otça borça kelti
‘Türgiş kağanın ordusu Bolçu’da (üzerimize) ateş gibi, kor gibi geldi’.

Köl Tigin Yazıtı’nda geçen bu cümle, Türgişlere karşı yapılan ve Bolçu bölgesinde cereyan eden savaş esnasında Türgiş Kağanının ordusunun Kök Türkler üzerine yaptığı saldırıyı anlatmaktadır.

Otça ve borça kelimelerinden özellikle ikinci kelime borça üzerinde yoğunlaşılmıştır. Borça ~ boraça ~ buraça gibi değişik şekillerde okunup genellikle ‘bora gibi’ ya da ‘fırtına gibi’ şekillerinde anlamlandırılan bu cümlede hem otça hem de borça ile benzetme ilgisi kurulduğu açıktır. M. Adamoviç 1996 yılında yayımladığı makalesinde ikinci kelimenin (bor) Toharca pōr ‘ateş’ olarak açıklanması gerektiğini ortaya koymuştur. Böylelikle Türgiş Kağanın ordusu ateşe benzetilmekte, ot kelimesi bor (< Toh. pōr) ile ikileme (hendiadyoin) oluşturmaktadır (Adamoviç 1996: 171-172).

T 25-26: öŋreki er yugurça ıdıp ı bar baş aşdımız ‘Öncü askerleri (karları) yoğururcasına yürütüp ormanla kaplı doruğu aştık’ (Tekin 1994: 11-13).

T 39-40 ekinti kün örtçe kızıp kelti ‘İkinci gün ateş gibi kızıp (üzerimize) geldiler’ (Tekin 1994: 17).

O 9: Tabgaç bodun [...] tokıdım, yıgdım, basdım, yaydım [...] buzkunça (Tekin 1968: 256) ‘The Chinese People .... I beat, frightened, suppressed and routet (them) .... Like a storm (?)’ (Tekin 1968: 292).

Tekin’in, buzkunça ‘Like a storm (?)’ şeklinde anlamlandırdığı kelimeyi Clauson ise bo:zku: ança: (=bōzkū ançā) şeklinde okumaktadır (Clauson 1957: 186). Dobrovits de bozkunça okumuştur (Dobrovits 2000: 148). Eğer kelime Tekin ve Dobrovits’in okuduğu gibi bozkunça ~ buzkunça ise + çA eki ile kurulmuş benzetmeli kullanımlara örnek oluşturur.


Yrd. Doç. Dr. Erhan AYDIN






TÜRGİŞ: KAGAN: SÜSİ: OTÇA: BORÇA: KELTİ:
Türgiş kağanının sü'si ateşce, boraca [üstümüze] geldi.





SB:


Göktük yazıtlarında Bora - Borça - Buraça - Boraca - Buzkunça gibi farklılık görüyoruz. Hangisi doğru bilmiyorum, ama çok iyi araştırılması gerek....
Buraya ekstra bir not düşmek istiyorum; o da Celt denilen kavmin adını Türklerin verdiği teorisi… Kelti ; Gelmek fiilinden geldi – den türetilen ad. Fazla araştırma yapmadığım  için Celtlerin Türk olduğunu söyleyemem, ama söyleyenler de var.… [Bununla ilgili daha fazla araştırma yapmam gerek demek, ama birazı yukarıdaki linkte.]

Bora Rüzgarları Alp Dağları'ndan güneye doğru eser. Avrupa dillerinde hiçbir anlamı olmayan ALP Türkçe'dir ve Truva, Etrüsk ve İskandinavlarda da görülür.

"Alber, the name of a Trojan commander, is the same old Turkic Alper, denoting “hero”, “brave” (O.Turk. alp, alb, “hero”, “brave” - er “man”) which was widely used as a component of Old Turkic personal names, and in the name of Alper Tonga, a Turanian ruler."- Prof.Dr.Chingiz Garasharly (Çingiz Karaşarlı)... derken


Zaur Hasanov'da Heredot'un Mars/Ares diye nitelendirdiği İskit Tanrısının Alp olması gerektiğini söyler. Çünkü Ares savaş tanrısı olmasına rağmen yıkıcıdır, ama Alp aksine yıkıcı değil, savaştan galip çıkan tanrıdır ya da en iyi ifadeyle yiğittir. Ve Alp'in sembolü de kılıçtır. Heredot kısaca "İskitler yalnızca Ares'e tapınak yapar, kılıç şeklinde kutsal bir alanda, yakacak odun yığınlarının tepesine kılıçlarını dikerler, kurbanlar verirler" der.  Hunlar da kılıçlarını kayaya saplarlar. [Arthur ve Excalibur Efsanesi] ... Ve Nuray Bilgili'nin de dediği gibi 'Kızıl renginden dolayı Kan, Demir ve Kılıç Mars'ın sembolüdür'. Geldik mi yine Demir'e.... Bora'nın isim anlamını araştırırken karşıma "demirin dışkısı" yani maden cürufu çıktı. Tabi ne kadar doğru bilmiyorum ama Heredot'ta bir şey dikkatimi çekti : 




"Şöyle bir şey anlatırlar, güya Atinalılar, bir orakle uyarak Boreas’ı yardıma çağırmışlar, çünkü özel bir orakl almışlar, güveyinizden yardım isteyiniz, diyormuş. Bir Yunan anlatısı var, Boreas, Erekhtheus kızı Oreithyia adına Attikalı bir kadının kocasıdır; anlatının gelişine göre, güveyi deyince Atinalıların aklına Boreas’ın gelmesi bundan. Euboia’da Khalkis’deydiler; fırtına belirtileri başlar başlamaz, hatta daha önce, Boreas ve Oreithyia’yı yardıma çağırdılar, kurbanlar kestiler, kendilerini korumaları ve Barbar gemilerini, daha önce Athos dağı yakınlarında yaptıkları gibi, parçalamaları için dua ettiler. Sahiden bundan ötürü mü saldırdı Boreas, DEMİR ÜZERİNDE DURAN BARBAR GEMİLERİNİN ÜZERİNE? Evet diyemem; ama Atinalıların bu iyiliği Boreas’dan bildikleri bir geçektir." Heredot:7;189


Kuzey rüzgarı Boeras (Bora) ve Demir üzerinde duran barbarların (yani Hellence konuşmayanlar) gemileri!?  Antik çağda Demir üzerinde duran gemiler hayli ilginç ama bu konu hayli derin...  ;) Neyse, belki de gerçekten Bora'nın isim anlamında maden cürufu yani Demir dışkısı vardır....



Maden cürufu: “ Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde, demir boku, dışık.”
Ayrıca Bor madeni ile olan ilişkisi:
“Demir-çelik sektöründe tozlaşan cürufa bor ürünü ilave edilerek kompakt yapıda cüruf elde etmek amacıyla deneysel çalışmalar gerçekleştirilmektedir.” Etimaden




Konu Alp'lerden açılmışken Osman Karatay'a da bir bakalım;




“Türkçenin Alp kelimesi ile Kuzeylilerin Elf sözcüğü…”

“Türkiye, Azerbaycan, Türkmen, Kırgız, Karakalpak Türkçelerinde “alp”; Çuvaşça’da “ulıp”;     Kazak, Tatar ve Hakas Türkçelerinde “alıp” şekillerinde kullanılmaktadırlar. Destan çağlarından, İslamiyet’in kabul edilmesinden sonraki dönemlere dek Alp unvanı, birçok boy tarafından ve hükümdarlardan küçük komutanlara kadar yayılan bir yelpazede kullanıldı. İslamiyet’ten sonraki devirlerdeki       Alp‐Gazi ve Alp‐Eren kullanımları yaygınlaşmıştır. Kişi ismi, sıfat, unvan   olarak çeşitli kullanımları vardır.        

Alplar, süreğen savaş şartlarında yaşayan göçebe boylarda önderlik ve savaşçılık yetenekleriyle sivrilen kimselerdir. İyi binicilerdir, savaş aletlerini  çok  iyi kullanırlar ve savaşlarda kişisel kahramanlıklarını sakınmadan sergilerler. Uzun boylu,      bahadır ve güçlüdürler.”





Truvalı komutan Alber (Alp+er) ,  Etrüskler'de Alpan Turce ve Turan ,  İskitlerdeki tanrının Mars değil de Alp olarak anılması gerektiği, bize neyi hatırlatıyor; tabi ki Avrupa'daki Alp Dağları'nı...



Alber, the name of a Trojan commander, is the same old Turkic Alper, denoting «hero», «brave» (O.Turk. alp, alb, «hero», «brave» - er «man»). Alper was widely used as a component of Old Turkic personal names, and in the name of Alper Tonga, a Turanian ruler. The Trojans, who settled in North Europe after the collapse of Troy, left this name in old Germanic sagas. «The saga about Nibelungs» tells us about the albs («heroes») and their king Alberikh - Trojan by origin. 

Prof.Dr.Garasharly Chingiz (Çingiz Garaşarlı)
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean Basin (e-book)



O zaman, Alp kelimesi Truvalılar ile Avrupa içlerine gitmiş...."Etrüskler kuzeyden de İtalya'ya doğru inmiştir" ve "Etrüskler gemilerle Ege Denizi'nden İtalya kıyılarına varmıştır" cümlelerin her ikisi de doğrudur. Ve Osman Karatay'ın dediği gibi Alp-Elf kıyaslaması da doğrulanabilir, çünkü Odin Truvalı soyundan gelir.



" Eski İskandinav kaynaklarında Truva'dan Avrupa'nın kuzeyine geldiği belirtilen ulusun hem Truvalılar, hem de Türkler diye anılması, onların aynı ulus olduğunu belirten çok önemli bir kanıttır. Örneğin, "Yerin Tanımı" adlı coğrafi kaynakta Asya'dan (Anadolu) gelmiş Türklerin kuzey ülkelerine ulaştıkları yazılıdır. Aynı kaynakta bu ulusun önderinin Tor'un oğlu Odin olduğu da bildirilmektedir.  "Skioldinglerin (Skjoldinglerin) Kahramanlık Öyküsü" ve Snorri Sturluson'un "Küçük Edda" adlı yapıtı gibi 12.yüzyılda yazılmış başka kaynaklarda söylendiğine göreyse, Truva Hakanı Priam'ın ulusu Odin'in önderliğinde Asya'dan (Anadolu) Avrupa'nın kuzeyine göç etmişlerdir." Prof.Dr.Çingiz Garaşarlı, Azerbaycan Truvalılar ve Etrüskler Türk İdiler, Kömen Yayınları




Mars derken de Ares'e, Demir'e ve Tarkan'a geri dönelim;




Tarkan kelimesi Türk imparatorluklarının merkezinde bulunan Türklerce «imtiyazlı hukuklara malik devlet adamı» manasına kullanılmıştır. Orhon kitabelerinde de bu manada kullanıldığı anlaşılıyor. Halbuki aynı kelime Tiyanşan kırgızlarında, ve hâlâ eski Türk kültürü tesiri altında yaşıyan Moğollarda «demirci ustası«» demektir ki, iptidaî manasında hâlâ yaşadığı görülüyor. İptidaî devirlerde, Türklerde demircilerin imtiyazlı hukuklara malik olduğu Kırgız, Altay ve Yakut Türklerin in ananelerini tetkikten anlaşılmıştır [1].

[1] Eski devirlerde «demirci», genel olarak bütün san’at sahipleri İlâhî menşeden olduğuna veyahut bir «ruh» un himayesinde bulunduğuna inanılmıştır. Yakutlara göre Kam-Şaman ile demirci bir yuvadan çıkmışlardır (« us da oyun bir uyalah», «oyun us bir sirten turar» Seroşevski. Yakutlar,I,631). Islamiyeti kabul etmiyen Türklerde «târhan» kelimesi XI. asırda «emir» manasına kullanılmıştır (D.L.T.,I,364).


Okutan ABDÜLKADİR İNAN
Türkoloji II, 1936






Tar ve Tur kelimesi Türklerle ilişkili ise ; Hititlerde gördüğümüz Tarkandemos, Demirci olan Hattilerden geçmiş ise ; bu yüzden Hititlerde Kılıç Tanrısı Negral'i görüyorsak ;  Hatta   Adilhan Adiloğlu , Nart Destanında gördüğümüz Demirci Ustası Debet'in Saka/İskitlerden geçtiğini, Ares'in adının Hellenlerden İskitlere geçtiğini bu yüzden de Alp Er Tonga'nın oğlunun adının Alp Arız olduğunu yazıyorsa;  ayrıca  “Kurd Alagon” [Kurt soylu Alagon  <  Alawgan] adının da: Kurd < Kurç [demir - çelik] + al  [ateş] + agon < ogan [eski Türkçe‟de tanrı] yani “demirci-ateş tanrısı” şeklinde açıklıyorsa; bize toparlamak düşer....

Tüm bunlar, Boy adı olarak ta geçen; Bora'nın  Kurt - Demir - Ateş ve Kızıl ile olan ilişkisini ortaya koymaya yeter mi?... Lenormant demiyor muydu : " İsa'nın doğumundan en az yirmibeş asır önce Turanlılar demiri işliyorlardı.".... 




Çok dağınık bir milletiz, her yere gitmişiz. Pelasglar, Truvalılar ve Etrüskler, Kimmerler ve Hunlar, İskitler ve Oğuzlar... Bora; Ateş; Demir; Alp; Tarkan.... Liderlerini kaybeden boy/kavim ya başka yere göçmüş ya da oraya yerleşmiş ve zamanla da asimile olmuş. Bunlara en iyi örnek Anadolu'da ve İran'da yaşayan ve adını korumuş olan İskit - Hun boyu olarak ta geçen Ağaçeriler sanırım... Her yere damgamızı vurmuşuz, birçoğunu koruyamadık belki ama hala Türkçe olarak anılıyor....




Ve Türgiş Kağan'ın ordusu Ateş ve Bora gibi geldi.....









ilgili:
Türkçe en az 5000 yıllık




Eylül'de ulaştığım bir başka bilgi: 
Boranlar'ın Suvar Türklerinden olma ihtimali! 
Yani Bora adı onlardan da kalma olabilir.


Gotlarla ittifak halinde Trabzon çevresinde yaptıkları akınlardan 3.yy'da Karadeniz'in kuzeydoğu sahillerinde Boran adlı bir kavmin bulunduğunu anlıyoruz.

Hem Batı bozkırlarında Kıpçak dünyasın içinde , hem Oğuzlar arasında, hem de Moğol birliğinde bu isim etnik bir birim olarak geçmektedir. Trabzon'a saldıran Boranları bu sonrakilere bağlamak için haklı tarihi sebepler vardır. Muhtemelen İdil boylarının eski halklarından olan bu Türk topluluğu, Kıpçak yayılması ve daha sonra Cengizli istilaları sırasında yaşayan etnik süreçlere dahil olmuş ve Avrasya'nın çeşitli yerlerine dağılmış gözüküyor.

Burada, daha önce iki yerde kısaca temas etmiş olduğum bir konuyu açmak istiyorum. Milat'tan sonraki dönemde Batı Bozkırları'nda yaşayan halklarla ilgili genel yaygın ve maalesef yanlış kanaatlere kapılmayarak, bu halklardan birisi olan Boranların İrani asıllı olduğu iddiasına peşinen itiraz ettik. Daha sonraki araştırmalarımız hem bunların İrani olmadığını gayet açık gösterdi, hem de o zaman ve zemin içinde Türklük aramanın gayet mantıklı olacağı noktasına ulaştık.

Doğu Avrupa'ya erken dönemde doğudan gelen ırklar içinde en fazla ve neredeyse tek şans İrani topluluklara tanınmaktadır. Bunun tarihi temeli Kimmer-Saka-Sarmat dünyasında, nihayet Sarmatlığın uzantısı sayılan Alan-As birliğinde görülmektedir. Kimmerlerin İrani oluşu iddiası "beyaz" olmalarına dayanır (Kafkas veya Fin-Ugor kavimleri ne renkti?). Yaygın Batılı bilime göre siyah veya sarı ırktan olmadıkları müddetçe bunun aksini söylemek sözkonusu değildir. Sakalar ve onlarla aynı dili konuştukları belirtilen Sarmatların kimliğini İrani bir asla bağlamak da aynı ölçüde zorlamalar içermektedir. Kendi haline bırakıldığı zaman ise bunlar eski Türk kimliği içide yerlerini bulmaktadırlar.

İranilikleri konusunda en fazla delinin bulunduğu sözde Alan-As halkı ise ayrı bir muammadır. Öncelikle bu ikilisini birbirinden ayırmamız gerekiyor, çünkü kaynaklar daima ayırıyor.lar. Macaristan'daki Yaş Sözlüğü hariç tutulursa, Aslar kaynaklarda daima Türk olarak sınıflanıyorlar. Alanların dillerinde kalıp, tamamına yakını kişi adı olan kelimeler içinde ise Türkçe ile açıklanabilenler ezici çoğunluğu oluşturmakta, buna karşılık İrani dilde açıklanabilen tatmin edici bir kelime neredeyse bulunmamaktadır.

Doğu Avrupa'da İrani asıllı kimseleri arama çabaları sonuçsuz kalmaya mahkum gözüküyor.

Türkler ise Doğu Avrupa'da her yerde her zaman vardılar. Saka ve Sarmat dünyaları içinde yoğun Türk varlığının yanında, eski kaynakların ısrarla Kimmerleri Bulgarlara bağlama çabalarını da eklersek, Kimmerler arasında bile Türklüğün izlerini sürmemiz, en azından bu ihtimali iyi değerlendirmemiz gerekiyor. 

Kaynaklar her iki kurama göre de bölgede Hun öncesi yoğun bir Türk varlığına işaret ediyor. Bizzat Hun kelimesi 2.yy'da Ptolemeus'ta (Kounoi) ve çağdaşı Dionisius Parigetus'ta geçer. Czegledy'nin Hiungnu, Hun ve Kun kelimelerinin benzerliğinin aradaki sorunları ortadan kaldırmayacağı ifadesi kendi başına bir sorunlar yumağıdır. Burada açıklanması gereken şey benzerliğin oluşu değil, olmayışıdır. Zira benzerlik açıktır. 

Heredotos'taki lyrkai'nin açıklaması tartışma götürür ama Sarmatların çağdaşı Pompeius Mela ve Plinius Secundus'ta geçen Tyrkae budun adının Türk'e işaret ettiğine artık itiraz yoktur.

Bu konudaki örnekleri bir düzineye kadar çıkartmak mümkündür ve eğer bir bölgede bir düzine Türkçe budun adı geçiyorsa artık bu konuda fazla konuşmaya gerek kalmaz. 

Ptolemeus'ta Orta İdil boyu halkları arasında Savaroi ve Soubinoi isimli topluluklar geçer. Birincisinin aynı bölgede iki yüzyıl sonra isimleri tekrar karşımıza çıkan Savar/Sabir, ikincisinin ise bugün Subin adıyla Kazak ve Başkurtlar arasında hala yaşayan Orta İdil'in eski yerlileri Sabanlar olduğu konusunda kuşku duyulmaz. Biz doğuda, Çin kaynaklarında Sabir arayıp bulamazken, Sabirler batıda bulunmaktadırlar. Eğer Ptolemeus gibi allame bir yeryazımcıyı değil de, Priskos gibi kuşkuların insanları kovaladığını yazan budala bir diplomatı kaynak alırsak, ne Sabir, ne Bulgar ne de başka bir meseleyi çözemeyiz.

Batı bozkırlarında Sabir, Saban, Türk, Hun, Ağaçeri gibi kavimlerin dolaşıp durduğu aynı günlerde, Don nehrinin aşağı boylarında Boranlar adlı br kavmin de ismi geçer. Bunlar Heredot'ta geçen Hyperbore'lilerle ilişkilendirmek konusunda şimdilik delil yoktur ve bu aceleci bir girişim olur.

...Suvarların o dönemdeki göçü tam tersine, Orta İdil'in doğusundan Hazar sahiline olmuştur.

Mısır'da Akşitler (Türk-İslam Devleti-SB) devletini kuran Tuguç'un atalarından biri Boran (kaynakta Furan) olarak geçer. Bilindiği üzere bunlar Fergana kökenlidir.

Kafesoğlu Boran ismini hali tavır bildiren budun adlarından olarak açıklar. Sözkonusu kavim için Baran veya boran'dan hangi biçimi esas almamız gerektiğine karar vermek zordur. Zira hem yaklaşık bütün Türk dillerinde geçer, hem de buna kaynaklık edecek bir fiil kökü vardır. Koç anlamındaki baran'ı İrani bir kelime saymak ise içinde acelecilik barındırır. Bu kelime Eski İran veya Avesta dilinde de geçmez. Buna karşılık özellikle kuzeydeki Türk lehçelerinde yaygın kullanımda olup, oradan Rusça'ya girmiştir. Unutmayalım ki, eski Türkçe kayıtlarda geçmeyen pek çok sözcüğü biliyoruz ve Türkçenin öz malı olarak duruyorlar. biçim her ne ise, bu ismi kullanan toplulukların tamamının Türk olduğu görülüyor. Türkleşmiş ifadesi son derece keyfi ve mesnetsiz bir tercihi yansıtır.

Cengiz Han'ın ilk faaliyetleri sırasında oynadıkları role ve yurtlarına bakıp, bunları Moğol olarak görmek mümkündür. Kuzeyev de böyle düşünür ve daha sonra iki yola ayrıldıklarını, İdil boyları ve Yedisu'da (Başkurtlar ve Kırgızlar arasında) Türkleştiklerini söyler. Ancak burada üç sorun karşımıza çıkmaktadır. Birincisi Moğolistan'da dahi olsa, ilk dönem Moğol hadisatı içinde anılan, hatta Cengizli birliğine dahil olan kavimlerin illa da Moğol asıllı olmaları gerekmez. Unutmayalım ki, başta Uygurlar olarak pek çok Türk boyu gönüllü olarak Moğol birliğine girmiş ve böylece Türklşemeden bahstemeye gerek kalmaz. Hatta isimlerini bile baran'ı (koç) bir kenara atıp, tıpkı Bayındır, Bayat ve Baydar örneklerinde olduğu gibi, Türkçe Bar (zengin, var) kelimesine -in budun ismi yapma eki ekleyerek açıklamak mümkündür. İkincisi güneydeki Baran ve kuzeydeki Barın'ı birbirinden ayırmak için yeterli delilimiz yok. F.Sümer'in dediği gibi Oğuzların içinde böyle bir etnik isim geçmiyorsa bu durum kuşkusuz onların doğudan, Oğuz dışı dünyadan geldiklerini gösterir. 

Bir diğer sebep de , yukarıda geçtiği üzere, Moğol istilasından önce Kıpçaklık içinde bu isme rastlanmasıdır. Ama sonuçta Türk-Moğol dünyasına ait bir kavimden, topluluktan bahsediyoruz ve hiçbir yerde, hiçbir İrani niteliğe gönderme bulunmuyor. Trabzon'a saldıran Boranların da bunların erken dönem bir kopuntusu olması mümkündür. Zaten bundan birkaç yüzyıl sonra Batı Türkistan'da isimleri geçmektedir. Üstelik Moğolistan'daki anayurt hadisesi de tartışmaya olabilir. Dolayısıyla, Hun öncesi dönemde bir Türk topluluğunun daha Avrupa sınırları içindeki, dahası Trabzon ilimizdeki faaliyetlerine şahit oluyoruz.



3 nolu dipnottan.
Bir istisna kaydı düşmek istiyorum. Heredotos'da geçen Argipai halkı (IV:23-26) Tomaschek'e göre tarihteki ilk Türk devletini kurmuştur. bunu böyle alan ve yurtlarını Tanrı görüyorlardı ve kendilerine kimse dokunmazdı. Lakin yunan tüccarların görüş ve faaliyet alanındaki bir sahada yaşayan insanları Tanrı dağlarına değil, Uralların berisine yerleştirmek gerekir. Esas gözden kaçan şey ise Heredot'un bu kimselerden sürekli "kel başlı" olarak bahsetmesidir. Adeta isimlerinin anlamlarını vermektedir. Üstelik bunu adetlerine değil, etnik kimliklerine vurgu esnasında söyler. Bu budun adının sonundaki Pai kısmı açıkca Fin-Ugor "baş" kelimesini gösterir. Bitirmiş olduğun ve bu yıl içinde yayınlamayı tasarladığım Bey ile Büyücü: Avrasya'da Tanrı, Hükümdar, Devlet ve İktisat adlı kitabımda (kitabı çıktı-SB) bu Fin-Ugorca biçimlerin Türkçe baş ile aynı köke gittikleri ve Türkçe kelimenin de Bag-bağ-ba biçiminden geldiği iddiasında bulundum. Ancak, söz konusu iddiayı bilim dünyasına sunmadan burada zikretmeyi uygun bulmuyorum. Eğer iddiamız doğru ise Argipai'lar Türk veya Fin-Ugor herhangi bir topluluktan olabilirler. Şimdilik ikincisinden görülüyor.












TÜRK ALPLERİ ve BORA
SB.