Translate

29 Temmuz 2014 Salı

ASYNİA = ASİA = ASYA = AŞİNA = ASCHINA = ASHINA = AÇİNA = ASENA = RASENA = AS TÜRKLERİ





"MÖ.4.yüzyılda Makedonyalı İskender tarafından gerçekleşen istilacı hareketten önce, bazı ticari ilişkiler dışında, BATI dan DOĞU ya kitle halinde insan göçü, tarihte tespit edilememiştir.

Bronz Çağını kapsayan MÖ.3binyılda, henüz Yunanistan'da yüksek medeniyetin yüze çıkmadığını açıkça görürüz.

Yunanistan'da uygarlık MÖ.1700 lerde "Girit" adasının üzerinden, dışarıdan gelen "Minos-Minoische kultur" ile MÖ.1600 yıllarına ait yerel "Miken-Mikenische kultur" medeniyetinin birleşiminden oluşmuştur. 

İlk kuleler ve tapınaklar ise MÖ.580'li yıllarda yüze çıkmıştır."


R. Pumpelly ise : 

"Asya´da tahıl ürünlerini yetiştirmek bizim zamanımızdan 8,000 yıl önce, büyükbaş hayvanları, koyunları, belki de atları evcilleştirilmek ise bizim zamanımıza kadar 8,000 yıl ile 6,000 yıl aralığı Anev´de gerçekleştirilmiştir…

Eğer de buraya kadar ortaya koyduğumuz düşünceler ve çıkardığımız sonuçlar iyi temele oturtulmuşsa, burada biz en eski Anev uygarlığı ile batıdeki Neolıt uygarlığı arasındeki benzerlikleri görüyoruz. 

Ancak bu benzer kültürün batıdan buraya gelmiş olması mümkün değildir.

Eğer onlar arasında benzerlik varsa, bu buluntuları biz: -kendi bölgemizin (Anev´in) gelişme sürecinin sonucu ve ürünü olup, sonralar, yani atları evcilleştirdikten veya atların ve develerin uzak aralıkları (mesafeleri) geçe bilmeği mümkün kıldıktan sonra, bu bölgelerin sınırlarlndan dışarıya yayılmıştır- diye değerlendirmeliyiz. Buna benzer üstünlüklerin sırasına biz: bakır ve kurşun üretme, dokuma sanatı, ev hayvanları besleme, çiftcilik ve mühtemelen kil kapkacakları süsleme sanatı gibi yönlerde kazanılan bilgi ve deneyimleri de katmalıyız..."

"Avcılıkla geçinen nüfus, yaşamının bir parçasını evcil hayvanların mekanı olan Ovalardan temin ediyorlardı. Ancak İ.Ö. IV. binyıllıka meydana gelen kurakçılık şartları, devamlı harekette olan göçebe hayvancılık yaşam tarzını tahmil etmiş olduğunu, çalışmamızın gösterdiği netice olarak göz önüne getire biliriz. 

Bu durum ise yaşaycıların çok eski çağlardan başlayarak sonrakı dönemlere dek süren uzak zaman içerisinde yavaş yavaştan Atlantik´e kadar ulaştıkları ve böylelik‟le günümüzdeki dünyanın fiziki ve manevi yaşam özelliklerini derin etkilemiş olduklarının gerçeği kesinleşmiştir. Halkların bu genişliklerde göçüp konup hareket etmelerinin devamında göçebelerin yol istikameti kesinlik‟le Avrasya bozkırlarına ve Kuzey Karadeniz´e ulaşmıştır. 

Aynı olumsuz hava şartlarında susuzluğa maruz kalan ovalardeki tarımcılar da bir ovadan öteki ovaya doğru hareket etmişlerdir. Böylelikle onların seçtikleri yollar da Mezopotamya ve Anadolu´da sona ermiştir."

Will Durant- “İnsanlık Kültürlerinin Tarihi” adlı eserinin birinci cildinde “Uygarlık Beşikleri: Orta Asya “Anau” (Änev), aklı şaşırtan yollar” başlıklı bölümünde şöyle yazıyor:

"Çalışmamızın bu bölümünü “uygarlık nereden başlıyor? “ diyen, çözülmemiş mesele ve cevabı bulunmamış soruya hasretmeyi uygun bulduk.

Biz jeologlar tarihten önceki uzak geçmişin dumanına girmeye çalışdığımız zaman, günümüzdeki Orta Asya‟nın kurak çöllerinde, eski çağlarda hoş ve nemli hava şartları olmuş olduğunu sanıyoruz ve bu bölgelerde, hem göllerin hem de bol sulu ırmakların bulunmuş olduğunu görüyoruz. 

Buzların en son kez çekildiği jeolojik dönemde o bölgelerde kuraklık oluyor ve yağmur suyu ise buralarda oluşup gelişen köylerin ve kentlerin saklanıp kalabilmesi için yetmiyor. Buna göre de bu bölgedeki insanlar kendi yurtlarını su aramak için terk etmeye mecbur olup, dünya´nın dört yanına dağılıyorlar Bakteriya gibi yarı gövdesi kumda gömülüp kalmış kentlerde çok kalabalık bir nüfusun yaşamış olduğunu görüyoruz. 

Hatta 1868 yılında da Batı Türkistan‟ın 80.000 nüfusu, hareket edip gelmekte olan çölleşme´den korkarak yurtlarını terk etmeye mecbur oluyorlar. 1907 yılında Pumpelly “Anau”da (Güney Türkistan‟da) M.Ö. 9,000 yıla ait uygarlığın kalıntısı olduğu belirlenen taş aletleri ve başka eşyaları kazıp çıkardılar. 

Biz burada arpa, buğday, darı gibi tahılların ekilip yetiştirildiğini, bakır gibi madenlerin kullanıldığını, hayvanların evcilleştirilip yetiştirildiğini ve seramikten yapılmış süs eşyaların kullanılmış olduğunu görüyoruz. 

Biz bu düşünceden hareket etmekle, kendi meçhülümüz konusunda şöyle bir fikiri öne sürüyoruz: Yağmursuz göğ´ün yüklenmesine ve kuraklığa maruz kalan çöl toprağının baskısına dayanamayan nüfus, üç yana dağılarak, yarattıkları uygarlığı da kendileri ile götürdüler. 

Onlar, doğuya doğru Çin, Mançurya ve Kuzey Amerika‟ya kadar, güneye doğru Hindistan‟a, batıya yönelik de Elâm, Sumer, Mısır, hatta İtalya ve İspanya‟ya kadar varıyorlar.

Susa‟da (bugünkü güney-batı İran‟da yerleşen “Şuş” B.G.) eski Elâm‟dan kalmış çok eski uygarlığın kalıntıları Anau (Änev) uygarlığı ile o kadar benzerdir ki, insan uygarlığının başlangıç döneminde, tahminen M.Ö. 4000 yıllarda Susa ile Anau (Änev, Anav) arasında kültürel ilişkiler saklanmış olmasını savunmaya temel sağlıyor. 

Bunun gibi benzerliklerin ve yakın akrabalığın, hem Anev ile Mezopotamya hem de eski Mısır sanatı ve el işlerinde bulunması, bu ülkelerin arasında da tarihten önceki dönemlerde ilişkilerin bulunduğunu hatırlatıyor.” 

Araştırmacı, sözünün devamında Sümerler´in de ya Orta Asya‟dan, ya Hindistan‟dan veya Kafkasya‟dan gelme ihtimalini öne sürerek, Sümer dili ile Moğol dilinin arasında var olan benzerliğin de altını çizerek, kendisinin bu konulardaki nihai fikrini “Yakın-Doğunun batı uygarlığına kattığı katkıları” konu başlığı altında şöyle açıklıyor: 

“Yazıya geçmiş tarihin en azından 6 bin yıl yaşı vardır. Bizim elimizdeki bilgilere göre bu sürecin tam yarısında insanlık hareketinin merkez noktası Yakın-Doğu olmuştur. Yakın-Doğu diyerek belirsiz adresten biz, bütün Doğu Asya‟yı göz önünde bulunduruyoruz. Bu ise Rusya ve Karadeniz‟in güneyini, Hindistan ve Afganistan‟ın batısını, daha genişletirsek, Yakın-Doğu ile ilişkide olan Mısır‟ı da kapsayan bir genişliktir.

Bu belirsiz tasvir edilen genişlikte yaşayan fevkalâde çalışkan ve yaratıcı kavimlerin oluşturduğu çeşitli uygarlıkların birbirine etkisi ve katılması sonucu tarımcılık ve ticaret ilişkileri, at beslemek ve araba üretmek, para kullanmak ve kredi sistemini yola koymak, dokumacılık ve el işleri, hükûmet ve kanun, matematik ve tıp, bilimsel esasta yer sulama sistemi, geometri ve astronomi, takvim, saat ve müçe hesabı (on iki hayvanlı takvim sistemi), yazı ve alfabe, kâğıt ve mürekkep, kütüphane ve okul yerleri, edebiyat ve saz sanatı, ressamlık ve mimarlık, tek tanrıya inanç ve tek eşlilik, çeşitli süs eşyaları ve güzelliği korumak, yurt gelirlerini hesaplamak ve vergi sistemini düzenlemek vb. meydana gelmiştir. 

Hem Amerika‟nın hem de Avrupa‟nın bugünki kültürü Girit adası, Yunan ve Rum aracılığı ile, doğudan bu uygarlıktan alınarak meydan gelmiştir. 

Aryanlar´ın kendileri uygarlığın yaratıcısı olmayıp, belki onu Babil ve Mısır‟dan almışlardır. 

Örneğin, Yunanlılar kendilerinden 3 bin yıl önce doğuda yaratılan ilim ve sanatı, savaşta yağmalanan ganimet veya pazarlıkta kazanılmış para gibi elde etmişler. Bunun sonucunda onlar, kendilerinin yaratma yeteneğinden fazla olan bir kültürü dışardan alarak sahip olmuşlardır.

Eğer biz de kendi kültürümüzün gerçek kurucularına saygı göstermek istersek, o zaman Orta Asya‟ya şükranlar sunmalıyız.”



Büyük Part Türk Devletini Kuran Atalarımız 
(MÖ.247-224) 
Begmyrat Gerey


ilgili diğer yazılar:

Prof. Dr. Muratgeldi Söyegov




....




Yıl 1801... 
Asya Tarihi üzerine kurulmuş bir araştırma kuruluşunun yıllık yayınının ilk sayısında, kuruluşun başkanının açılış konuşmasından.
Özet olarak şunu söylüyor.

Tarihin eski çağlarında Yunanlıların yazdıkları Tarih kayıtlarında Asya ile ilgili tüm Coğrafya ve Tarihle ilgili özgün isimleri kasıtlı olarak değiştirdiklerinden söz ediyor. 

Garip bir şekilde ırmak, kent, ülke adlarını tanınmaması için sakladıklarından söz ediyor. Bu yaptıklarının hala bu günlere kadar büyük karmaşıklığa ve belirsizliklere neden olduğunu söylüyor.

Bu yapılanın tek amacı o toplumları Tarih sahnesinden silmektir.

Bu böyle olunca da: Tarihin 5500 yıl ve öncesine uzanan ve zamanının en ileri ve büyük uygarlığı olan Türk Oğuz Boyu uygarlığının adını verdiği  "Oğuz" Irmağı'nı, bir beş para etmez Üniversitenin, beş para etmez profesöründen tarihi adı diye "Oxus" olarak öğrenirsin.

Sonra da dünya üzerinde kimsenin ciddiye almadığı, elindeki o beş para etmez diplomayla boş kafalı bir asalak olarak yaşarsın. Hatta haddini bilmez bir de ağzını açarsın…


Ali Erden Sizgek

Kaynak:
Vol. 1, 1801










ÇOK İYİ BİLİNEN BİR GERÇEK VARDIR Kİ ,
O DA "TEMİR" KELİMESİNİN TÜRKÇE OLDUĞU VE "DEMİR" ANLAMINA GELDİĞİDİR.


....



Trakya ovaları da Bizans kaynaklarında 
ASTİKE ovaları diye geçer... 


Kaynak:
Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros'un Fragmanları)



KÜÇÜK MENDERES'İN "ASTARPA" OLMASI GİBİ

....



“Arsak” kelimesinin etimolojisi

Uzun süredir ki, ermeniler  işgal ettikleri arazilerin adlarını değişmekle tarihlerden haber veren yer-yurt adlarını hafızalardan silme gayreti göstermişler. Hatta onlar gerçek türk-Azerbaycan kökenli kelimeleri ermeni kökenli kelimeler gibi açıklamışlar. Bu tür kelimelerden biri de “Arsak” yer ismidir ki, bunun haylara (ermenilere) ait olmadığı defalarca kanıtlanmıştır. 

Pompey Trog “Arsag`ın kökeni belli değil” görüşünü öne sürmüştür. Orhon-Yenisey anıtlarının dilini keşfeden      Danimarka bilim adamı V.Tomsen de aslar hakkında  aynı görüşü   tekrar edirdi. V.V.Bartold asların “gayri-türk”, L.N.Gulimyov ise “gizemli halk” olduğunu belirtiyorlar. 

Sadece Asya, Kafkas, Azov gibi kıta, ülke ve deniz isimlerindeki as/az kelimesi kanıtlıyor ki,  aslar zamanla dünyanın kudretli halklarından olmuşlar. 

Eski ve modern As ünvanlı nehir, deniz, dağ isimleri Heşterhan (Astrahan), Astara, Asnı (köy, nehir, tayfa, dağ-şerur ilçesi), Os/Oş (Kırgizistan, Fransa, Macaristan ve b.) gibi yer isimleri asların çokünvanlı ve çokülkeli bir halk olduğunun kanıtıdır. Ayrı-ayrı yerlerde, Macarisyan`da, Çuvaşıstan`da Eslar, Osslar, Aslar, Aşer/Aser gibi  aslarla ilgili yer isimlerinin fazla olması asların ulu geçmişinden günümüze kalan hatıradır. 

Uzak Japonya`dakı Asaxi (beyaz aslar) şehir, nehir, deniz ve dağ isimleri de akas/asak kelimelerinin fonetik alternatifleri gibi dikkat çekiyor.  

XIX yüzyıl yazarı İvan Şopen de Kafkasya`da As isminin taşıyan nehir, dağ ve deniz olduğunu belirtmekle, asaxların (beyaz asların) bu toprağın gerçek sahibi adlandırıyor. Yazar as kelimesini “altın adam” anlamında açıklıyor. 

Böylece, Arsak kelimesinin içeriği “sak”ın “asak”dan yaranması gizeminin açılışı aslarla  ilgili birçok topnim, etnotoponim ve antroponimlerin de sırlarının açılnasına olanak sağladı.  

“Asak”ın, “sak”a ve “sakın” ise “Asak”a dönüşmesini Orhon-Yenisey anıtları (V-IX yüzyıl) uygun gerçeklerin yazılışındakı yöntemi  tarihin sırlarından biri gibi kabul etmek olar... 

…Anıtların dilinde iç metin transkripsiyonlarındakı gibi olan,  fakat okunurken mutlaka a harfi  ile başlanan (As, Az, Arğu, Akas) gibi etnonimler de vardır. Bu örneklerin sonuncusu – ks antik gayri-türk yazarlar tarafından aslında olduğu gibi değil,  “a”sız - kas (kaspiler) formasında yazılmıştır ki, bu da tarihbiliminde konunun binyıllarla “akas”lardan değil, anlamı ve kaderi “soyut bir tayfadan” – kaslardan bahsedildiği anlamına gelmiştir. Buna göre de Herodot, Kaslar`ın eski zamanlardan yok olan halk olduğunu belirtiyor.  

Bu durum eski ve orta yüzyıllara ait türlü kaynaklarda verilen  ve anlamı indi de bilinmeğen kun (hun), bun, sibun, bask, ser, serik (Seriki), Ker (iya) ve b. türk eponum ve etnonimlerini de örnek vermek olar. Bu kelimeler aslında “a”nın eklenmesi ile akun (akhun-ağ onlar-ağ hunlar, ebun-on ebler, asibun-on ev asları) Kafkasya`nın en eski türkdilli sakinlerini: ebas ak(saklar) –beyaz asların ebi-evi-vatanı (Kafkasya), aser-azer, aserik (Aseriki)-İkinci as erler, Aker-İya-( Kafkasya)-“Beyaz erler” gibi aydın anlamlı kelimeler olmuşlar. Örneklerin kendisi de “sak”ın tarihen “asak”(beyaz as) olduğunu bir kez kanıtlıyor.

Strabon`un eserinde milattan önce V yüzyılda yaşamış İran padişahı Ksereks ve Ermen-türk toprağında Ksersana eyaleti adına raslıyoruz.  “Akas”ın ks okunuşu bu kelimelerde de uygulanmış ve türk dillerine ait bu örnekleri tanınması zor olan şekilde değişmişler. Eski  türk alfabesine göre, ak aser akas … (Beyaz asların ağası) ve Akas er ak as on…(On beyaz as erlerinin beyaz ası) olan bu ifadeler milattan önceki binyıllara ait unvan ve görev isimlerindendir.   

Zamanla türk ellerinden olan “Uluğ ak as er eli” ve “Kiçig ak as er eli” (“el” – devlet demektir) ihtimal ki, “Büyük Midiya” vü “Küçük Midiya`nın” eski adıdır. Bu adlar şuan Cezayir ve Fas`dakı “El Ksar el Kebir” ve “El Ksar el-Seğir” toponimlerinde muhafaza edilmiştir. 

Rum (Türkiye) “Eron”. Eski türk alfabesinin özelliklerine göre bu kelime iç metin (Ron) rundur. Kelime iki kısımdan – “er” ve “on”dan oluşmuştur, On sayısının “un” gibi işlenmesine Unageb – On ağalrın vatanı – Marv, Karkun –ların beyaz eri – büyük lideri gibi örneklere raslıyoruz. Demek, Eron (On erlerin vatanı) demektir. Milattan önceki binyıllarda türk-as tayfaları birden-bine ve daha çok sayı ile sıralanmıştır. 

Bu anlamda Eron gayri-türk yazarların transkripsiyonunda (e-siz) “Run” gibi gösterilmiştir. Kafkasya`da Aragon ve Alazon (er, ak, on, ve on) Az on – On azlar ve On tayfalarının eski ünvanları hakkında bilgi verir. “Run” kelimesinin sonundakı n®m değişimi türk dillerinin ilkin dönemleri için de karakteristik olmuştur. M. Kaşğari (XI yüzyıl) gurun-gurum, boğun-boğum gibi değişimler gereğince yazır: “Bu kanun türk dillerinin özelliğidir. Ben bunu “yeni türkçe” olarak düşünüyorum. Lakin kıpçak ve başka kabilelerin sıradan adamları da böyle konuşuyorlar.” 

RAG. Strabon kaydı gereğince, rökonstruksiyon sonrası yunanlar tarafindan “Yevrop” adlandırılan bu şehri parfiyalılar “Arsak” adlandırmışlar. Eski türk alfabesinin yukarıda ibraz ettiğimiz özelliğine göre bu kelime Erak (Arak) “beyaz erler” olmuş ve onun yazı forması yunan yazarları tarafından aslında olduğu gibi - Erak (Arak) gibi değil, Raq şeklinde (k®q) yazılmıştır.

Bu kelimenin milattan önce yüzyıllar ve binyıllardakı türk tayfa dillerine ait söyleyiş forması Kür nehrinin bir kolu “Arak”ın, aynı zamanda Midiya şehri “Rag”ın (aslında Erak-beyaz erlere aid yer) adında belirtilmiştir. 

“Erak”ların (Arak) adı ile Akar (naniya), Akar (nanlar) gibi tayfa, vilayet ve kişi adları da ersakların sadece Kafkasya`da değil, hatta onun hudutları dışında da değişmez vatanları olduğunu kanıtlıyor. 

İbn Hordadbehde (IX yüzyıl) “Er-Rey adı ile bilinen (Tehran etrafında) Midiya`ya ait Rag şehrinin Halife Ömer tarafından alındığını ve 1220 yılında ise moğolların yakıp yıktıklarını Yagut Hemevi (XII-XIII yüzyıl) haber verir. Malum olur ki, İrak türkmenleri tarafından indi de “Erag” gibi telaffuz edilen “İrak” ülkesinin adı “aker”lerle (eraklarla) ilgili olmuş ve araplar onu “Erag” gibi telaffuz etmişler. Belirtelim  ki, “İran” ülke adı da İron (kıpçakca: on erler) böyle yaranan tamamen türk kökenli addır ki, şimdi de İran gibi şekillenmiştir. Şunu da söyleyelim ki, şimdi Kafkasya`da (Gürcistan) İroni toponimi de bunu kanıtlıyor. 

Van (Türkiye) “Ebon”. On ev tayfasının adı ile ilgili olan bu kelimenin anlamı Onasların evi – vatanı demektir. Eski İon, Eleon (İl on, El on) şehir, yer-yurt, dağ isimleri ve Aragon (er ak on-on beyaz erler) gibi toponimlerin anlamı da on as erlerin (sak erler) yalnız Kafkasya`da değil, Yakın Doğu`da, Küçük Asya`da ve b. yerlerde köklü sakin olduğuna dair tarihi delildir. “Bon”la bir kökenden olan Frakiya`dakı Afon (Afos) – “On”ların evi (On asların evi) biri yarımada, dağ isimleri b®f, e®a, a®o değişimleri, nihayet “ebon”un e-siz (bon) transkripsiyonu “Van” gölü ve devlet adının yaranmasına neden olmuştur. 

Bu kökden olan tarihi ve modern Arbun , Orkun, (Orhon nehri), Krun, Karun, Esgeran, Şabran (Sabran) ve b. yer-yurt isimleri as aklarla (sak) ilgili olmakla yanısıra, Ersak anlamını da belirtiyor. 

Belirtilenler gereğince, Ersak kelimesi Ersarı, Ertoğrul, Erdahan, Erdebil, Eraz (Araz), Erzurum, Erak (Erakh) ve b. kelimelerin öncekinden er ile hem köken, hem de anlamca bir kökden olmasının yanısıra, tamamen türk kökenli kelime olduğu gözüküyor...

...Malum ki, Kafkasya`ya sokulmuş yabancıların “Er asak”tan yaranmış Ersak (Arsak) - Beyaz as erlerin (oğuzların) yeri Karabağ toprağına ve bu adla ilgili olan diğer ünvanlara sahip olmağa ne tarihi, ne de manevi açıdan hiç bir şekilde kesin olarak hakkı yoktur.  

Garabağ


....



"...Yunanlılar Küçük Asya'da geldikten sonra yerli nüfus Yunanlılar tarafından bilinmeyen "var/bar" sözlerini kullandıklarına göre gelenler onları "varvar/barbar" diye çağırıyordular. Bize göre, "varvar/barbar" adı "ar/er-erkek" kelimesi "b/v" harfinin protezleşmesi sonucunda oluşmuştur ve bu söz "insanlar/adamlar" demektir (var+var=varvar/kişiler). 

Bu tür izahlar bazı gerçeklerle da ispatlanabilir. Belirtmek gerekir ki, Yunanlılar, Balkan ve Küçük Asya'ya gelmeden önce buralarda Türk unsuru mevcuttu. 

Örneğin, Truva Savaşı sırasında Truva hâkimi Priam (8) müttefiklerine yardıma gitmişti. Bu müttefiklerden biri Peonlar’a başkanlık eden Pirhem idi. Homer’in verilerine göre Peonlar, Aksiy nehri Amidon ülkesinde yaşıyordular. 

Metne göre anlaşılıyor ki, Aksiy çay adıdır. Türk dillerinde "çay" isimleri - su/-sey/-sel/-çay söz terkiplerinin yardımı ile oluşur (Yansay, Aksu, Yenisey, Göysay vb. ). "İlliada" yorumcuları, "Aksiy" Balkan, Makedonya'da akan ırmaktır (Axius/Axios River! Qomer, 1978: 519) der ve onun Yunanca karşılığı Strimon, modern ismi ise Bıstrisa’dır (9). (EK AKİS)

Roma tarihçisi Tit Liviy’e göre Truva şehri yıkıldıktan sonra Venediklilerin başları olan Eneya ve Antinor’a, Rumlar tarafından Alp dağlarına Sarı ve Sicilya'ya göçmesine izin verilmiştir. (Liviy, 1989: 10). Çeşitli dillerde yazılmış kaynak gösteriyor ki, eski ve ortaçağlarda kullanılan Venedik etnonimi Slavlar’a değil Oğuz Bulgarlar’a aitti. (Ələkbər, 1995: III/IV). 

1222-1225 yıllarında izlandalı tarihçisi Snorru Sturulson tarafından kaleme alınmış öyküye de göz atmak yerinde olur ki, bu yazar "as" Türklerinin başkanı Odin'in kendi toplumuyla Troya kentini terk edip İsveç'e doğru göçtüğünü belirtiyr (Sturulson, 1970: 11-12). 
"As" ların kökeni tartışmalı olsa da, İzlandalı tarihçi onları Türklerle aynılaştırması tesadüf değildir. Belirtelim ki, Roma eyaleti "Asya"nın adı “Küçük Asya'da bulunan "Assuva" nın adı ile alakalıdır (Qenri, 1987: 37). 

Ancak biz düşünüyoruz ki, Asya adı "Aslar Ülkesi" gibi okunmalıdır (örneğin, Persia - Farslar ülkesi, Rusya - Ruslar ülkesi vb. ) 

Yani bu durumda "~IYA" eki Türk "ey, ev, oba" - yani " ev, yerleşim yeri, mesken" kavramları ile aynı manadadır ve muhtemelen, " Assuva "adındaki"-uva", " IYA" eki ile aynı anlamdadır ve Türk" uva - oba "kelimesinden alınmıştır. 

"As"ların menşeyi tartışmalı olsa da, onların isimlerinden biri de "Alan" dır. İranistler kesin olarak "as/alan"ları İran dilli olduklarını sanırlar. (Abaev, 1949: 33). 

Fakat yukarıda sunulan bilgilere dayanarak diyebiliriz ki, onların bu görüşleri asılsızdır ve Snorru Sturukson’un Aslar’ın Türk olması hakkındaki görüşünü onaylayan başka bir örnek getirelim. 
Bu Slavcadan tercüme edilen İosif Flavi’nin “Yahudi Muharebisinin tarihidir: 

….. язык же ясескый есть ведомо (! –düşününüz-вөдомо- yani “bilindiği gibi”- müellif) Peçenek boyundan (Peçeneklerden) gelen (doğan) biri olarak […], “Tan ve Meot denizi yakınlarında yaşayanlar…”; ve “As dili köken itibariyle Peçeneklere aitti.. ” (Мещерский, 1958: 454; Pritsak, 1975: 229). 

b+it: Kurt: 1. Canavar; 2. Kurt: Böcek, haşerat. 

Okuyucuların dikkatini böyle bir açıklamaya yöneltmek isterim, "Yahudi Savaşının" çevirmeni "vedomo" yani "bilindiği gibi" kelimesini kullandığında artık bilinen bir olguyu kaydediyor. 

Tüm bu gerçekler şunu gösteriyor ki, Rumlar, Küçük Asya'ya gelmeden evvel artık bu bölgede Türkler yaşıyorlardı ve Elinler "var" sözünü anlamadıklarından yerli halkı sadece" barbar "olarak adlandırmışlardı.... "



Aləkbər Ələkbərov
LULUBİ ETNONİMİNİN KÖKENİ
Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi Sayı 9 Ocak 2014 PDF:


....


ALANLAR


M.S. 1.  Binyılda Asya ve Avrupa’nın Türk kabileleri erken feodal halkları olarak şekillenmiştir. Bunların bir çoğu kendi alfabelerine ve devletine sahipti. 

En güçlü Türk kabileleri birliğinden birisi de M.S. 1. yy.dan IV. yy'a kadar Kuzey Kafkasya’da hüküm sürmüş olan Alan kabileleri federasyonudur. Bu federasyonun dağılmasından sonra Alanların bir kısmı 375 yılında Hunlarla birlikte batıya gitmiş, diğer kısmı, Merkezi ve Batı Kafkasya’nın dağlık bölgelerine çekilmiş ve Kafkasya’nın Doğu Avrupa, Ön ve Küçük Asya halklarının tarihinde önemli roller oynamıştır.


Alanların bir bölümü, Hunların baskısıyla batıya çekilmiş, Fransa ve İspanya’ya kadar gitmiş; oradan da Cebelitarık Boğazı üzerinden geçerek Kuzey Afrika’nın önemli bir kesimini zapt etmiştir. Şimdiki Cezayir, Fas ve Tunus sınırlarında Alan-Vandal devletini kuran Alanlar, oradan gemilerle Roma’ya askeri seferler düzenlemişler ve V. yy.lın sonlarında Roma’yı tahrip etmişlerdir. 

Daha sonraları Alanlar yerli kabbilelerle karışarak İspanyol halkının şekillenmesinde yer almışlardır. Alanlar, Katalonya bölgesi (Türkçe-“İkinci Alanya”) halkının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. İspanyol etnograf Hoze Manuel Gomes-Tabanera, Türk-Alanların İspanyol etnogenezine katıldıklarına vurgu yapmaktadır. (Sovyetskaya Etnografya, 1966, No:5, s.62)

Alanlar hakkında daha ayrıntılı ve tam bilgileri Ammianus Marcellinus’da (IV.yy.) bulabiliriz. Yazar hacimli “tarih”inde Alanları şu şekilde anlatıyor: ” Alanlar uzun boylu, güzel görünümlü ve hafif sarı saçlıdırlar. Silahlarının hafifliği needeniyle oldukça hareketlidirler. Daha sade ve daha kültürlü hayat tarzıyla Hunlara tamamıyla benzemektedirler.” Yazar sözlerini ” Onlar barbar geleneklerine göre kılıçlarını yere saplıyorlar ve Mars’a olduğu gibi kılıca tapıyorlar”diye sürdürmektedir.  (Latıryev, 1906, s.341)



Kazi T. LAPYANOV




KILIÇ-MARS-İSKİT-ARTHUR


....



İlk Türkler kendi atalarının Bozkurtla (Askurt) ilgili olduğunu düşünmüşler, M.Kaşgari (XI.asır) onu “as börü” (22) diye adlandırmıştır. Oğuzlar arasında “as kurt” olarak tanınmış olan bu muhteşem mitolojik kült çok büyük bir siyasi anlam kazanmıştır. Şimdi Kurdaspur adıyla Hinditan’daki şehir ve vaktiyle Kür sahilinde “Askurt” ve “Azgur” adıyla tanınan şehir şüphesiz ki askurlarla ilgilidir. Azerbaycan’da “Gurdlar Köyü” (Berde Agdam), “Gurt Tepesi, (Ağçabedi) büyük bir ihtimalle askurdun şerefine bu şekilde adlandırılmıştır.

Ç.İ. Ceferov
Türk Kültürü Dergisi Sayı 305

LİNK


....


Anadolu MÖ.6500 ya da 6000'lerde Trakya ve Kafkasya yolu ile göç almış olup, MÖ.12.yüzyıl öncesi Anadolu'sunun kavimsel yapısında Hint-Avrupalı halklar hiçbir zaman bulunmamış, Hint-Avrupalılar gelmeden önceki kültür Anadolu'da egemen olmuştur.

Daha çok Asya Kıtası'ndan gelen göçlerle beslenmiş olan bu kültür Ön-Türk ya da Prototürk denilen Batı Asyalılar'ın yarattığı bir unsurdur. Bu Prototürkler ise "AS" adı verilen büyük bir topluluktur.

Tarihte Küçükmenderes Havzası da AS adı verilen bu Prototürkler'in yurdu idi. Hitit kralı II.Tudhalia (MÖ.1460-1440) askeri sefer düzenlediği bu coğrafya için anallarında ASSUWA adını kullanır. ASSUWA ya da ASUWA söyleyişi kimi araştırmacıların yapıtlarında ASOWA olarak da geçer. 

"Asya" sözcüğünün Hititce aslı "ASOWA" idi. Bu ise AS ÜLKESİ, AS YURDU , ya da AS SOYU, AS OĞULLARI anlamındaydı.

Vivien de Saint Martin AS ya da ASİ adı için: "ASİ adının MÖ.1300 yıllarında Küçükmenderes kıyılarına yerleşmiş olan SCYT (diğer adları İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) toplumu ile ilgili büyük bir kavim olan AS (ASES) kavminin adından gelmiş olması çok güçlü bir olasılıktır." bilgisini verir.

Macar bilgini Peter Vaczy ise : "İSKİTLER... aslında tüm Türkistan'ı ve üstelik tüm Sibirya bozkırlaını kaplaması altında bulunduran büyük SAKA kavimler ailesinden çıkmıştır" der.

S.G.Agacanov : "10.yüzyılda Oğuzlar arasında Peçenekler ve AS'lar...bulunuyordu" bilgisini verdiği gibi , Lev Nikolayeviç Gumilev : "Asya Kıtası'ndan Sayan Sıradağları ile Altaylar arasında AS'ların yaşadığını" belirtir.

Abu Reyhan Biruni : "Ceyhun Irmağı'nın...Oğuz ülkesini sular altında bıraktığını... buradaki ALAN ve AS'ların Hazar sahillerine göçtüklerini" bildirir.


Grjimaylo ise : "AS'ları Türk oymakları arasında gösterir".


12-17 Eylül 1994 tarihleri arasında Ankara'da yapılan 12.Türk Tarih Kongresi'ne Türk devletlerinden katılan bir Türkolog da : "İSKİT (SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT) mezarlarında ele geçen kaplar üzerindeki yazılarda bulunan 22 imi (Damgayı) GÖKTÜRK harfleriyle eşleştirdiklerini, bunlara göre okunan İSKİT metinlerinin TÜRKÇE olduğunu" söylemiştir.

Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde Türkolog Doç.Dr.Cengiz Alyılmaz da "Yukarı Küçükmenderes Havzası'ndaki Konaklı-Soğukluk Kanyonu'ndaki petroglif (kaya resimleri) lerin kesinlikle bu yöreye binlerce yıl önce gelen Ön-Türklerce yapıldığını, bu resimlerin Azerbaycan, Moğolistan, Kırgızistan ve Kazakistan'daki örneklere benzerlik gösterdiğini" belirtmiştir.

Bu durumda tarihte AZ, OS, OZ, US, UZ adlarıyla da bilinen , kendilerine İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT gibi adlar da verilen AS'lar aslında TÜRKÇE olan PEÇENEKÇE bir dil konuşuyorlardı. Tarihte Prototürk AS'ların yaşadığı, içinde Birgi'nin de bulunduğu Yukarı Küçükmenderes yöresi Prototürk kökenli eski LU-UD-ya (Lydia) Devleti'nin güney yarısını oluşturur.

Birgi'nin doğusundaki halkın "Essar Tepe" araştırmacıların "Asar Tepe" olarak adlandırdığı ve üzerinde bir kalenin temel kalıntılarını da barındıran yerde yapılacak bilimsel kazıların, Tarihöncesi dönemlerden de veriler sunacağını sanıyoruz.

Bu yörede AS Türkleri ileri gelenlerinin mezarları olan yüzlerce kurgan bulunur.



KAYNAK : 
Yavuz Behiç Galip, 
Birgi Coğrafyası 
Halk Bilgisi, Tarihçesi, Tarihi Yerleri, 2005


....



Peki bu “As” toplumu nedir ve geçmişte ve bugün bu kimliği kullanan toplumlar anılan bölgede (Don-İdil civarı) var mıdır ...?

"AS" kavramının geçtiği - vurgulandığı- bazı kelimeler şunlardır. ("S" harfi rahatlıkla "Z" olarak da kullanılabilinir)

As = Tarihte Sarmatları (Alanları) oluşturan kavimlerden biri
As= Bugün Kafkaslar'da yaşayan Karaçay Türklerinin, Osetlerin, kendilerini tanımladıkları kavim ismi
Aset = Oset - Osetya halkı
Askit= İskitler-Sakalar
Askuzai = Asur belgelerinde İskitlere verilen isim (Kuzey As halkı )
Asur = Anadolu'da kurulan devlet ( Ur şehir anlamında kullanıldığı düşünülürse As Şehri)
Azak = Kırımın doğusundaki deniz (Asov) . (As halkının Ak - kutsal süt- denizi) (Akgöl Akdeniz gibi Altay mitolojisinde kutsal süt denizi)
Azer = Azerbaycan halkının ismi ( As eri -askeri-erkeği)
Astrakhan = Hazar denizinin kuzeyindeki tarihi ticaret şehri ( As Tarkan-Tarhan As komutanı ??)
Hakas = Altaylarda yaşayan kendilerine Saka (İskit) da diyen Türkler. (Hak sonradan alınmış, doğru- güvenilir- gerçek anlamında bir ek olabilir mi ?)


Ok (Q) eski Türklerde kavim anlamında da kullanıldığı (on ok- üç ok vs) düşünülürse

Kaf_q_as = Kafkas (kaf-ok-as) Kaf dağı as halkı. (kaf= Türk mitolojisindeki kutsal dağ)
Q_as_er =  Khazar-Hazar -Karayim, Türkleri. (Ok- as- er )
Q_as_aq = Kazaklar (ok- as- ak – Soylu as kavmi. Ak budun - kara budun da olduğu gibi Ak soylu asil anlamında.) 
Ab_as = Abazya halkı ( kutsal As’ lar . Ab ulu- Kutsal anlamında )

Asena= Türk mitolojisinde ki dişi kurt, Türk devlet geleneğinde Hakan soyu.
As ana = Altay mitolojisindeki Tanrı "Umay" ın diğer adı (Hakaslar Umaya As kız da derler)

Askil= Batı Göktürk imp. da önemli bir kavim ve kralının adı

As_paruh = Volga Bulgar devletinin kurucusu Türk prensi

Asya = As ülkesi (Romanya, Finlandiya gibi) Kıtanın adı.


“As” ortak bir inanç kimliği olarak (Şaman-pagan ), uzun süre bölgede yaşayan halklar tarafından, ırk farkı gözetilmeden kullanılmış bir üst kimlik (İnanç kimliği) olmuş kanısındayım. 


Mehmet Turgay Kürüm
"Avrasya'da Runik Yazı"









....


 Hunlar´ın hükümdarlarına „Evren“ (Ejderha), Yabakular´ı da „Büke“ (Böke=Ejderha Kaşgarlı, III. 227), Müslüman Karahanlılar´da „Arslan“ ve „Buğra“ (Erkek-Deve) gibi çok güçlü hayvan adlarını unvan olarak kullanılması gibi; Türkmen Dahalar´da da, „Arşak“ adı unvan olarak, 36 Hükümdar için kullanılmış ve Yunanca kesilen paralarında da, değirmi-sakallı portretlerinin yanına „ASAKOY“ diye yazılmıştır. 



Begmyrat Gerey
Büyük Part Türk Devletini Kuran Atalarımız (MÖ.247-MS.224)




AS yazılı  ODİN haçlı bir para - Bulgaristan'da bulunmuş.



....




İSKANDİNAVLARIN ATASI SAYILAN ODİN'İN  
AS'LARDAN GELDİĞİNİ ...

ETRÜSKLERİN DE 
KENDİLERİNE R'ASENA DEDİKLERİNİ 
HATIRLAYALIM... 




ilgili diğer yazılar:







Bir de bunların üstüne 
Prof.Dr.Firudin Ağasıoğlu Celilov'un URMU TEORİSİ eklenirse...











ANADOLU'NUN , ORTADOĞU'NUN, MEZOPOTAMYA'NIN, URMU ÇEVRESİNİN, ANAU BÖLGESİNİN TÜRKLERİN ANAVATANI OLDUĞU GÖRÜLÜR.

ORTA ASYA İSE İKİNCİ VATANIDIR VE BURALARDAN ANAVATAN'A  GERİ DÖNÜŞ YAŞANMIŞTIR......




ASYNİA = ASİA = ASYA = AŞİNA = ASCHINA = ASHINA = AÇİNA = ASENA = RASENA = AS TÜRKLERİ

"AS" YA DA "ASA" TÜRKLERİNİN
TRUVA SAVAŞI'NDA TRUVALILARIN YANINDA ;
Kİ KENDİLERİNE TEUCER DERLERDİ; 
AKALAR'A KARŞI SAVAŞTIKLARINI BİLİYORUZ.

ASİA-ASYA AS'LARIN ÜLKESİ DEMEKTİR.




TÜM BUNLAR
DAHA AÇIK NASIL İFADE EDİLEBİLİNİR Kİ?
SAYGILAR








_____


"... AVRUPA'YA GELİNCE, KUZEYİ VE DOĞUSU DENİZ MİDİR, KİMSE BİLMEZ. UZUNLUĞU BİLİNİYOR, DÜNYANIN ÖBÜR İKİ BÖLÜMÜ KADARDIR. ZATEN BİR TÜRLÜ AKIL ERDİREMEMİŞİMDİR, NEYE DAYANARAK BİR TEK TOPRAĞA, HEPSİ DE DİŞİL SONTAKILI ÜÇ AD VERİLMİŞTİR VE BÖLGELER ARASINDA SINIR OLARAK NİÇİN MISIR'DA NİL VE KOLKHİS'DE PHASİS (BAŞKA BİRİLERİNE GÖRE PALUS-MAİOTİS'DE TANAİS (İSKİTLER SİLYS DER-PLİNY- SB) VE KİMMER'LER BOĞAZI (KİMMERLER PROTOTÜRKTÜR-SB)) SEÇİLMİŞTİR. 

AYRICA BU AYIRIMLARI KİM YAPMIŞ, BU ADLARI KİM VERMİŞTİR, BUNU DA BİR TÜRLÜ BULUP ÇIKARAMAMIŞIMDIR.

LİBYA'YA GELİNCE: YUNANİSTAN'DA GENELLİKLE ADININ , ORALI BİR KADININ ADI OLAN LİBYE'DEN GELDİĞİ SÖYLENİR;

ASYA ADI DA PROMETHEUS'UN KARISINDAN GELİR, AMA LİDYALILAR BU ADA SAHİP ÇIKMAK İSTERLER : 

ASYA, DERLER, ADINI PROMETHEUS'UN KARISI OLAN ASİA'DAN DEĞİL, MANES OĞLU KOTYS'İN OĞLU OLAN ASİAS'IN ADINDAN ALMIŞTIR. BU ASİAS ADINI SARDES BOYLARINDAN BİRİSİ OLAN ASİAD'LAR DA TAŞIR.

EUROPE'YE GELİNCE, O DA SUYLA MI ÇEVRİLİDİR? KİMSE BİLMEZ; ADI NEREDEN GELİR? KİM BULMUŞTUR BU ADI? BUNLAR DA BİLİNMEZ, BELKİ DE BU ÜLKEYE TYROS'LU EUROPE KENDİ ADINI VERMİŞTİR.

ONDAN ÖNCE BİR ADI OLMADIĞINI KABUL ETMEK GEREKİR, ÖBÜR İKİSİ DE ÖYLE. AMA, BU EUROPE'NİN, Kİ ASLI ASYALIYDI, YUNANLILARIN BUGÜN EUROPE DEDİKLERİ ÜLKEYE GELMEDİĞİ KABUL EDİLMEKTEDİR

O YALNIZ FENİKE'DEN GİRİT'E, GİRİT'TEN DE LYKİA'YA GİTMİŞTİR...."




HERODOT TARİHİ: 4.KİTAP  - 45




PROMETHEUS'UN İNSANI YARATTIĞI , BİLGİYİ, İLMİ, GELECEĞİ ELİNDE TUTTUĞU VE BU TOPRAKLARIN ANAERKİL YAPISI  HATIRLANIRSA, 
ZEUS'UN KISKANÇLIKLARIYLA GELEN İŞKENCELERİNE MARUZ KALMASI ANLAŞILIR...




"...But it is plain that none have obtained knowledge of Europe's eastern or northern regions, so as to be able say if it is bounded by seas; its length is known to be enough to stretch along both Asia and Libya. 

I cannot guess for what reason the earth, which is one, has three names, all women's, and why the boundary lines set for it are the Egyptian Nile river and the Colchian Phasis river (though some say that the Maeetian Tanaïs (River Tanaïs Scythians call it Silys - Pliny natural history Book Six-SB ) river and the Cimmerian Ferries are boundaries (Kimmerians are prototürks-SB) ); and I cannot learn the names of those who divided the world, or where they got the names which they used.

For Libya is said by most Greeks to be named after a native woman of that name, and Asia after the wife of Prometheus; yet the Lydians claim a share in the latter name, saying that Asia was not named after Prometheus' wife Asia, but after Asies, the son of Cotys, who was the son of Manes, and that from him the Asiad clan at Sardis also takes its name. 

But as for Europe, no men have any knowledge whether it is bounded by seas or not, or where it got its name, nor is it clear who gave the name, unless we say that the land took its name from the Tyrian Europa, having been (it would seem) before then nameless like the rest.  

But it is plain that this woman was of Asiatic birth, and never came to this land which the Greeks now call Europe, but only from Phoenicia to Crete and from Crete to Lycia...."



HERODOTUS HİSTORY : BOOK 4, CHAPTER 45